admin

adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min1600

Çoğu kez stres, aşırı kahve içimi veya alkol dozunun aşılması gibi gerekçelere dayandırılan ritim bozuklukları, kalp hastalıklarının habercisi olabilir. Kalp ve damar hastalıkları, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ölüm…

Çoğu kez stres, aşırı kahve içimi veya alkol dozunun aşılması gibi gerekçelere dayandırılan ritim bozuklukları, kalp hastalıklarının habercisi olabilir. Kalp ve damar hastalıkları, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ölüm nedeni. Türkiye’de her 2 kişiden 1’i kalp ve damar hastalıkları yüzünden sevdiklerini erken terk ediyor.

Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Metin Gürbüz, insanların, ‘Sinüs ritmi’ denilen bir atım ritmiyle doğduklarını, bu ritmin dakikada 60 ile 100 arasında olduğunu söyledi.

Kalp atımlarının düzensiz olması halinde ortaya ritim bozukluklarının çıktığını dile getiren Gürbüz; “Bu, ciddi bir problemdir. Farklı düzeylerde ritim bozuklukları vardır. Bunlardan en sık görüleni de insanlarda ‘artriyal fibrilasyon’ dediğimiz kalp kulakçıklarının düzensiz atması nedeni ile ortaya çıkandır.

Türkiye’de yaklaşık yüzde 3 oranında görülüyor ki bu ciddi rakamdır. Bir kişiye kalp ritim değişikliği tanısı konulursa, hiç vakit kaybetmeden tedavi yoluna gidilmelidir. Çünkü kalp ritim bozukluğunun en önemli riski, inme denilen hastalık. Kalp atımları düzensiz olduğu takdirde kalp içerisinde kan akımının normal boşalması sağlanamadığından kan akımında tıp dilinde ‘staz’ diye adlandırılan bir durağanlık oluşuyor. Bu da pıhtılaşmayı artırıyor. Pıhtılaşma artınca da inme riski o oranda artıyor.” dedi.

Kalp krizi ya da inme için birden fazla risk faktörüne sahip kişilerin, yaşam tarzında risk düzeyinizi azaltacak değişiklikler yapmak zorunda olduğunu kaydeden Uzman Dr. Metin Gürbüz; sigara, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, beslenme tarzı ve fiziksel aktivitenin riski artırdığını belirtti.

Kalbinizdeki ritim bozukluklarını dikkate alın


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min1810

Vücudumuza kan pompalamakla sorumlu yaşamsal bir organımız olan kalbimiz; dokulara oksijen ve besin taşıyarak, vücudun işlevlerini sürdürebilmesini sağlar. Karbondioksit gibi atık ürünleri de uzaklaştıran kalbimiz, her gün yaklaşık 100 bin…

Vücudumuza kan pompalamakla sorumlu yaşamsal bir organımız olan kalbimiz; dokulara oksijen ve besin taşıyarak, vücudun işlevlerini sürdürebilmesini sağlar. Karbondioksit gibi atık ürünleri de uzaklaştıran kalbimiz, her gün yaklaşık 100 bin kez çarpar! Tüm bu işleri gerçekleştirebilmek için, kalbimizin oksijen ve besine ihtiyacı vardır.

Kalbimizi çevreleyen damarlar olan koroner arterler, kalp kaslarına oksijen ve besin iletimini sağlar. Tüm dünyada her 3 ölümden 1’inin sebebi olan kalp hastalıkları, çok yaygın bir tehdit oluşturmaktadır. En yaygın kalp hastalığı, koroner kalp hastalığıdır.

Göğüs ağrıları olursa önemseyin
Koroner, arterlerin iç çeperlerinde biriken yağ zerrecikleri (kolesterol) sebebiyle meydana gelir. Bu yağ tabakası yıllar boyunca biriktikçe, arter çapları giderek daralır ve kan akışının yavaşlamasına veya hatta tamamen durmasına sebep olur. Kan akışı sınırlandırıldığında, göğüs ağrıları ortaya çıkabilir. Kan akışı ciddi ölçüde azaldığında veya tamamen kesildiğinde, kalp krizi meydana gelebilir. Herkes kalp hastalıklarına yakalanabilir, fakat riski artıran birçok faktör (risk faktörleri) bulunmaktadır. Sigara, hareketsizlik, sağlıksız beslenme, stres, yüksek kolesterol düzeyleri, fazla kilolar, şeker hastalığı, yaş, cinsiyet ve genetik faktörler, kalp hastalığına yakalanma riskini artırabilir.

Riskler kontrol edilmeli
Sahip olduğunuz risk faktörleri arttıkça, kalp hastalığına yakalanma riskiniz de o oranda artacaktır. Risk faktörlerinden bazıları, örneğin artan yaş değiştirilemeyecekken, birçoğuna ise müdahale edilebilir. Bu faktörlerden çoğunu, mümkün olduğu kadar kontrol altına alabilmek gerekmektedir. Kalp hastalığı eğiliminizi, sahip olduğunuz risk faktörlerini azaltarak önemli ölçüde düşürebilirsiniz. Kalbinize iyi bakmak sadece yaşamınızı uzatmakla kalmayacak, ayrıca genel anlamda sağlığınızı da iyileştirecektir.

Kalp krizi riskinizi azaltmak elimizde


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1760

İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, fazla kahve içmek, çok sayıda kadında göğüs ölçüsünün küçülmesine neden olabiliyor. İsveç’te yayımlanan The Local gazetesinin haberine göre, ülkenin güneyindeki Lund Üniversitesi’nden Onkolog Helena Jernstrom,…

İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre, fazla kahve içmek, çok sayıda kadında göğüs ölçüsünün küçülmesine neden olabiliyor. İsveç’te yayımlanan The Local gazetesinin haberine göre, ülkenin güneyindeki Lund Üniversitesi’nden Onkolog Helena Jernstrom, kahve içmenin göğüs ölçüsüne önemli etkisi olabileceğini belirterek, bu etkinin kadınların yaklaşık yarısında bulunan bir genin sonucu olduğunu kaydetti.

Günde en az 3 fincan kahvenin kanser riskini azalttığını hatırlatan Jernstrom, büyük göğüslü kadınlarda daha fazla meme kanseri teşhisi konulduğu teorisi üzerine bu araştırmayı yaptığını belirtti. Jernstrom, kahve tüketimiyle göğüs büyüklüğü arasında doğrudan bağlantı olup olmadığına baktığını ve bu bağlantıyı bulduğunu söyledi.

Jernstrom ve ekibinin 270 kadın üzerinde yaptığı araştırma, British Journal of Cancer dergisinde yayımlandı.

Çok kahve içenlerin göğüsleri küçülüyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

6min1700

Amerikalı 9 doktor Türkiye’de ağrısız normal doğum için sezaryene karşı kampanya başlattı. Kibele adlı sivil toplum örgütü, yüzde 90 oranla sezaryeni tercih eden Türk anne adaylarına ağrısız doğum yöntemini tanıtmak…

Amerikalı 9 doktor Türkiye’de ağrısız normal doğum için sezaryene karşı kampanya başlattı. Kibele adlı sivil toplum örgütü, yüzde 90 oranla sezaryeni tercih eden Türk anne adaylarına ağrısız doğum yöntemini tanıtmak için Türkiye’ye gelip, gönüllü olarak çalışmaya başladı.

ABD’deki Wake Forest Üniversitesi anestezi uzmanlarından Dr. Medge Owen, tıp deyimiyle epidural analjeziyi yani ağrısız doğum yöntemiin özelliğini şöyle özetliyor:
“42 yaşındayım ve iki çocuk annesiyim. Çocuklarımı sezaryenle değil, ağrısız doğum yöntemiyle dünyaya getirdim. Böylece doğumlarına tanık olduğum gibi, dünyaya geldikleri ilk dakikalarda onlarla göz göze gelme şansını yakaladım. Şimdi de dünyadaki tüm kadınların bu güzel duyguyu yaşaması için çalışıyorum.”

Dünya tıp literatürüne göre sezaryenle yapılan doğumlarda annelerin ölüm oranının yüksek olduğunu söyleyen Dr. Owen, ABD ve İngiltere’deki doğumların yüzde 70’inin epidural analjeziyle yapıldığını söyleyerek, Türkiye’de bu oranın sadece yüzde 10’da kaldığını belirtiyor.

Gönüllü çalışıyorlar

ABD’de kurduğu ‘Kibele’ adlı sivil toplum örgütü aracılığıyla çalışmalara başlayan Dr. Owen, kendi gibi hekim olan sekiz arkadaşıyla birlikte Türk doktorlarına epidural analjeziyi anlatmak istiyor. İki hafta süresince Türk hekimlere yardım ederek, kadınların ‘doğal doğum’u tercih etmesini sağlamaya çalışacak olan Kibele grubu, İngiliz, İrlanda, Kanada ve ABD’li uzmanlardan oluşuyor. Toplam 20 bin dolara mal olan bu çalışmaya Wake Forest Üniversitesi, Dünya Anestezi Uzmanları Federasyonu gibi onlarca kuruluş mali destek veriyor.

Okmeydanı pilot bölge

Okmeydanı SSK Hastanesi’ni pilot bölge olarak seçen Kibele, burada New England Medical’den Jessica Wolin ve Uzman Dr. Emine Özyuvacı ile birlikte çalışıyor. Wolin, hastanedeki doktorların bu yöntemi uygulamak için istekli olduklarını söylüyor. Amaçlarının uzun vadede ağrısız doğum yönteminin daha çok kadın tarafından tercih edilmesini sağlamak olduğunu belirten Wolin; yöntemin tek yan etkisinin kısa süren baş ağrısı olduğunu kaydediyor.

Kimler ağrısız doğum yapabilir?

– Daha önce normal doğum yapanlar

– İlk kez doğum yapacak olanlar

– Kanama problemi veya kan pıhtılaşması olmayanlar

– Sırtta veya belde bir rahatsızlığı olmayanlar

– Enfeksiyon riski bulunmayanlar

Ağrısız doğum nedir?

Epidural analjezide anne adayının omurgalarının arasına özel bir iğne ile saç telinden biraz daha kalın plastik ince boru (kateter) yerleştiriliyor. 5 dakika süren bu işlemden sonra kataterin dışarıda kalan ucuna, içinde lokal anestezi ilacı ve ağrı kesicilerin bulunduğu bir şırınga takılıyor. Anne ağrı hissettiğinde, şırınga içindeki ilaç enjekte ediliyor. Böylece annenin bacaklarının kuvveti engellenmeden doğum yaptırılıyor. Uzmanlar bu yöntem ile doğum yapanların ‘ıkınma’ refleksinin sürdüğünü ama acı hissetmediğini söylüyor. Ağrısız doğumla ilk kez doğum yapanlar 8 ile 12 saat, ikinci veya üçüncü doğumu yapanlar ise 4 ile 6 saat arasında bebeğini dünyaya getiriyor.

Sezaryenin riskleri

Kadın Hastalıkları Doğum Uzmanı Prof. Dr. Teksen Çamlıbel, Türkiye’de yaygın olarak kullanılan sezaryenin risklerini şöyle sıralıyor:

– Cerrahi operasyon olan sezaryen, anne karnı açılarak yapılır. Bu nedenle karın içi iltihaplanma, cilt altında kanama meydana gelebilir.

– Sezaryende kan kaybı, normal doğuma oranla daha fazladır.

– Sezaryen sonrası dikiş bölgesindeki sancılar 3-4 gün devam edebilir. Bu durum, annenin bebeği emzirmesini güçleştirir.

– Anesteziye bağlı problemler olabilir.

– Akciğerlerde rahatsızlanmaya, zatürreeye neden olabilir.

– Sezaryen sırasında bebeğin başında çizikler meydana gelebilir.

– Bağırsaklarda, rahimde ve mesanede zedelenmeler olabilir.

Sezaryene karşı ağrısız doğum yöntemi


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1810

Az miktarlardaki zehirli hidrojen sülfür gazının, farelerde kalbi güçlendirdiği ortaya çıktı. Georgia eyaletindeki Atlanta Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. David Lefer, çürük yumurta kokusuna benzer kokusuyla bilinen bu zehirli…

Az miktarlardaki zehirli hidrojen sülfür gazının, farelerde kalbi güçlendirdiği ortaya çıktı. Georgia eyaletindeki Atlanta Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. David Lefer, çürük yumurta kokusuna benzer kokusuyla bilinen bu zehirli gazın farelerde tansiyonu düzenleyebildiğini ve iltihapları azalttığını söyledi.

Araştırmayı yürüten ekipte yer alan Lefer, bilim adamlarının insanlarda ve memeli hayvanların vücudunda bulunan enzimlerin çok az miktarda hidrojen sülfür ürettiğini farkettiklerini bildirdi.

Madenciler ve lağım işçileri için tehlike oluşturan bu gazın, kalp dokusundaki hücreleri uyardığı ve bu hücrelerin kan kaybıyla hücrelerin yokolması sürecinde kendi antioksidan maddelerini ve moleküllerini üreterek bu süreci durdurduğu kaydedildi.

Bu gazın kalp üzerindeki etkisini test etmek için bilim adamlarının, deney farelerinin kalp kaslarının bir bölümünü işlevsiz duruma getirdikleri belirtildi.

Bu farelerin bir bölümüne 1 hafta boyunca günde 1 kere damardan hidrojen sülfür gazı içeren bir karışım verildi. 4 hafta sonra bilim adamları, hem karışım verilen hem de verilmeyen faralerin kalp kapasitesini ölçtüler.

Karışım verilen farelerin kalp kapasitelerinin daha yüksek olduğunu gördüklerini belirten Emory Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. John Calvert, “Çalışmalar, hidrojen sülfürün kalp yetersizliğini azalttığını gösteriyor” dedi.

Gaz yöntemiyle kalp tedavisi dönemi


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

7min1740

Diyabetin, hamileliğin başlangıcından doğuma kadar anne ve bebek organizmasını olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle hekimler diyabetin öncelikle hamilelik sırasında meydana gelip gelmediğini araştırıyor. Her iki şekilde de tedavinin amacı anneye…

Diyabetin, hamileliğin başlangıcından doğuma kadar anne ve bebek organizmasını olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu nedenle hekimler diyabetin öncelikle hamilelik sırasında meydana gelip gelmediğini araştırıyor. Her iki şekilde de tedavinin amacı anneye zarar vermeden, sağlıklı ve sorunsuz bir bebeğin doğmasını sağlamak.

Acıbadem Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yalçın ve Acıbadem Bağdat Caddesi Tıp Merkezi’nden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, diyabet hastası anneleri bekleyen riskleri şöyle sıraladı:

– Hamileliğin doğal süreci olarak, vücutta bazı hormonlar daha fazla salgılanıyor. Hamilelikte artan hormonlar (Beta HCG ve HPL) diyabetin oluşmasında rol oynuyor. Bu nedenle annenin vücuda şeker hastalığına yatkınsa, bozulmuş şeker toleransı veya hamilelik diyabeti tetikliyor.
– Diyabetin arttırdığı riskler arasında, kan şekerinin yüksek seyretmesi, hamilelik döneminde bebeğin aniden ölme riskini artırıyor.
– Diyabet hastasıysanız ve hamileliğinizde kontrollere gitmiyorsanız, bebeğinizde anormallik veya sakatlıklar oluşabilir.
– Diyabet hastası olmanız, bebeğinizin de diyabet hastası olacağı anlamına gelmez, çünkü diyabet ( şeker hastalığı) bulaşıcı değildir. Genetik potansiyeli vardır ancak çok yüksek değildir.
– Eğer bebeğiniz karnınızda aşırı kilo alıyorsa, bu bebeğinizde diyabet olduğunun göstergesi olabilir.

Gebelik diyabetine kimler yatkın?
– Birinci derece akrabalarda diyabet öyküsü varsa
– Hamilelik öncesi veya her zaman kiloluysanız
– Dört kilogram ve üzerinde bebek doğurduysanız
– Daha önce ölü doğum ve düşük yaptıysanız
– Daha önceki hamileliklerinizde “gebelik diyabeti” geçirmişseniz
– Hipertansiyonunuz (yüksek tansiyon) varsa ve kan yağlarınız yüksekse
– Yaşınız 30 ve üzerinde ise
– Sakat bebek doğurmuşsanız
– Daha önce “gizli şekerinizin” olduğu söylenmişse
– Yumurtalık kisti (polikistik over) sorunu yaşıyorsanız, gebelik diyabetinin risk grubu içerisinde olabilirsiniz

Diyabet hamileliği nasıl etkiliyor?
– Düşük riskiniz artar
– Ölü doğumları sıklaştırır
– Son dönem hamilelik tansiyonunuz (gebelik zehirlenmesi) oluşabilir
– Plasenta yırtığı ve ani kanamalarınız oluşabilir
– Hidroamnios (bebeğin içerisinde bulunduğu sıvının fazla olması) olasılığı artar
– Zor doğum ya da sezaryen ile doğum riskiniz yükselir
– Hiperglisemi (yüksek kan şekeri), hipoglisemi (düşük kan şekeri)gelişebilir
– Gebeliğinizde sık idrar yolu iltihabı oluşabilir
– Diyabetin doğum ve doğum sonrası etkisi
– Doğum sonrasında bebeğinizde omuz çıkıkları, sinir yaralanmaları, solunum zorluğu, şeker düşüklüğü ve sarılık meydana gelebilir. Sizde ve bebekte, iltihabi durumlara yatkınlık artar ve iyileşme süreciniz uzayabilir

Hamilelikte diyabet tanısı nasıl konuluyor?
– Hamileliğin 24-28’inci haftaları arasında, 50 gram glikoz ile tarama testi yapılıyor
– Test, günün herhangi bir saatinde yapılabilir. Suda eritilen 50 gram şeker alınır, 1 saat sonra kan şekeri değerine bakılmasıyla işlem son bulur. Eğer glikoz alımından 1 saat sonraki kan şekeri 140mg/dl altında ise, sizde “gebelik diyabeti” yok demektir
– Hamileliğinizde gebelik diyabeti tanısı konulmuşsa, lohusalık döneminin bitiminde 75 gram glikozla, OGTT (şeker yükleme testi) uygulanır. Bu test normal çıksa da, sonraki hamileliklerinizde ya da hayatınızın ileriki dönemlerinde, şeker hastalığına yakalanma riskiniz diğer insanlara göre yüzde 30–50 daha fazla olacaktır

Diyabet tedavisi nasıl yapılıyor?
– Eğer diyabetiniz varsa, hamile kalmadan birkaç ay önce sıkı takip ve tedavi programına alınmalısınız. Unutmayın, kan şekeri normal sınırlarda seyreden bir diyabetlinin hamileliği için hiçbir engel bulunmaz.
– İyi kontrol edilmiş hamilelik sürecinizle, siz de normal bireyler kadar sağlıklı bir hamilelik yaşayabilirsiniz.
– Diyabetiniz hamileliğiniz sırasında ortaya çıktıysa, başlangıçta hamileliğiniz takibe alınır. Size özel egzersiz ve beslenme planı uygulanır.
– Bir- iki hafta izlenmenize rağmen, kontrolü sağlanamayan kan şekeri düzeyiniz saptanırsa, düşük doz da olsa insülin tedavisine başlanmalıdır.
– Bu dönemde mutlaka kan şekeri ölçüm cihazı almalısınız ve kan şekerinizi her öğünden önce, öğünlerden 2 saat sonra ve yatarken olmak üzere 7 defa ölçmelisiniz.
– Tip 2 diyabetliyseniz ve oral (ağız yolu ile) kan şekeri düşürücü ilaçları kullanıyorsanız, diyabetinizi kontrol altında tutmak için ağızdan alınan ilaçları değil, insülin kullanmanız gerekir.
– Ağızdan alınan ve kan şekeri düşüren ilaçların çoğu bebeğe zarar verebileceğinden, hamilelik döneminizde kullanmamalısınız. Hamileliğinizde diyabete özgü bir komplikasyonunuz varsa, ağırlaştırabilir ya da bebeğinizin sağlığını risk altına sokabilirsiniz.
– Hamileliğinizden önce böbrek, göz, kalp, sinir sistemi ve dolaşım sistemi kontrolleriniz yapılmalıdır. Diyabet hastalığınız varsa, önceden tedavi altına girerek, hamileliğinizi planlamalısınız.

Diyabet hastası anneleri bekleyen riskler


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min1690

Kalp krizi daha çok erken saatlerde görülüyor. Amerikalı bilim adamları, kalp krizi ve felçlerin neden erken saatlerde meydana geldiğini açıkladı. Emory Üniversitesi’nde bir grup, hücrelerin aktivitesindeki günlük ritimlerin ve kan…

Kalp krizi daha çok erken saatlerde görülüyor. Amerikalı bilim adamları, kalp krizi ve felçlerin neden erken saatlerde meydana geldiğini açıkladı. Emory Üniversitesi’nde bir grup, hücrelerin aktivitesindeki günlük ritimlerin ve kan damarlarının dizilişinin burada anahtar rolü olabileceğini söylediler. Araştırmacılar, hücrelerin aktivitesinin sabahın erken saatlerinde en düşük seviyesinde olduğunu buldular.

Amerikan Kalp Birliği’nin konferansında kamuoyuna açıklanan çalışmada, bu düşük seviyenin kan damarlarının daha az gevşemesine ve problem görülme riskinin artmasına neden olduğu belirtiliyor. Kemik iliğinden gelen ve Endotelyal Kök Hücre (EPCs) olarak isimlendirilen hücrelerin kan damarlarının onarımında önemli rol oynadığı düşünülüyor. Aslında kök hücre olan bu hücreler, yaralanan bölgedeki kan damarlarında sıra oluşturuyorlar ve kan desteğinden mahrum olan bölgelerde yeni damarlar inşa ediyorlar.

Emory grubu, günün farklı zamanlarında hücre aktivitelerine ve kan damarlarının değişen özelliklerine bakarak sağlıklı olan orta yaştaki 12 gönüllüyü 24 saat boyunca her saat test ettiler.

Hücre sayısının 2000’e kadar çıkarak EPCs hücrelerinin gelişme yeteneği ile kan damarlarının gevşemesi gece yarısı doruk seviyeye ulaştı. Bundan sonraki ölçümler düşmeye başladı. Araştırmanın lideri Dr Ibhar Al Mheid, “Damarlarımızın fonksiyonu gece daha iyiydi. Endotelyal fonksiyon ise özellikle sabahın erken saatlerinde düştü” dedi.

İngiliz Kalp Vakfı’nda Kardiyak Hemşire Yardımcısı olarak görev yapan Ellen Mason, kalp krizi geçiren kişi sayısının sabah saatlerinde en üst seviyede olduğunun uzun zamandır bilindiğini ve araştırmacıların yaptıkları bu çalışmayla buna neden olan mekanizmayı daha iyi anlamamızı sağladığını söyledi. Mason, “Hepimiz günlük ritimlere, iç vücut saatine sahibiz ve bu vücudumuzun kimyasında değişimlere neden oluyor” dedi.

Gece yarısı kalp krizi riski için doruk nokta


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

8min1850

Türkiye Hastanesi’nden Radyolog Dr. Nilgün Eren, ultrasonografinin insan kulağının duyamayacağı yüksek frekanslı ses dalgaları ile çalışan bir görüntüleme yöntemi olduğu için gebelikte kullanılmasının herhangi bir olumsuz etkisi olmadığını söyledi. Gebelikte…

Türkiye Hastanesi’nden Radyolog Dr. Nilgün Eren, ultrasonografinin insan kulağının duyamayacağı yüksek frekanslı ses dalgaları ile çalışan bir görüntüleme yöntemi olduğu için gebelikte kullanılmasının herhangi bir olumsuz etkisi olmadığını söyledi.

Gebelikte ultrasonografinin ilk olarak adet gecikmesini takiben vajinal yolla gebelik kesesinin rahim içerisinde yerleştiğinin görüntülenmesi amacı ile kullanıldığını belirten, Türkiye Hastanesi’nden Radyolog Dr. Nilgün Eren, “Böylece anneler için büyük risk taşıyan dış gebelik olasılığı dışlanmış olur.

İkinci adım gebelik kesesinin içerisinde mutlaka embriyonun ve kalp atışlarının görüntülenmesidir. Vajinal yolla en erken 5 veya 6. hafta kalp atımı ve embriyo görüntülenebilmektedir. Sık sorulan bir soru vajinal ultrasonografinin gebelik için sakıncalı olup olmadığıdır.

Gebelik kesesi rahim içinde olduğundan ultrasonografi probunun herhangi bir zararı söz konusu olamaz. Abdominal yolla görüntülenmesi için 7 veya 8. haftaya kadar beklenebilir. Böylece ilk aylarda görülebilen içerisinde embriyonun gelişmediği boş keseler, mol gebeliği dediğimiz embriyonun gelişmediği hemen sonlandırılması gereken anormal trofolastik gelişimler ve bazen bir süre hiçbir şikayete yol açmayan ve geç fark edilmesi halinde anne sağlığını tehdit edebilecek embriyo ölümleri tespit edilebilmektedir. Ayrıca bu incelemede uterus ve overlere ait ve gebeliği etkileyebilecek ilave patolojiler tespit edilebilir” dedi.

Dr. Nilgün Eren, “Gebelik ultrasonografisinde ikinci aşama 11-14 hafta arası yapılan ikili test olup fetusun baş-popo mesafesinin (CRL) ense kalınlığının (NT) ölçümüdür. NT 3 mm nin altında olmalıdır. Aynı gün verilen kanda ise free-B-hcg ve papp-a ölçümü yapılarak kromozom anomalileri , yönünden risk olup olmadığını pozitif veya negatif olarak belirtir. Testin negatif olması koromozom anomali riskinin düşük olduğunu gösterir. Ancak anomali riskinin olmadığını % 100 olarak göstermez.

Test pozitif ise ileri tetkikler gerekir. Ense kalınlığının artışı kromozom anomalileri dışında kalp anomalileri, omfalosel dediğimiz batın ön duvar gelişim bozuklukları, boşaltım sistemi anomalileri, değişik genetik sendromlarla birlikte olabilir. Ayrıca burun kemiğinin gelişimi de ilk üç ayda önemli olmaktadır” şeklinde konuştu.

Çoğul gebeliklerde ikili test yapılabildiğini aktaran Dr. Nilgün Eren, “Ancak ense kalınlığı yine de ölçülmelidir. Ayrıca ilk 3 ayda anensafali gibi beyin ve kafatası gelişiminin yetersiz olduğu sendromlar kesin olarak tanımlanabilmekte ve gebelik sonlandırılabilmektedir. Bunun dışında başka beyin anomalileri, ağır iskelet, sindirim sistemi ve idrar yolları anomalileri tanımlanabilmektedir.

Üçüncü aşama ise üçlü test olup 15-18 hafta arası yapılmaktadır. Bu test ikili testi yaptıramayan gebeler, ikiz gebelikler ve ikili testi olup kadın doğum uzmanlarının gerekli gördüğü hallerde yapılmaktadır. Bu testde kanda e B-hCG , alfa fetoprotein ve estriol değerlerine bakılarak Trisomi 21 (dows sendromu), trisomi 18 ve nöral tüp defektleri (omurga açıklığı) riski belirlenir. Bu esnada fetal ölçümler yapılıp gebelik haftasının belirlenmesi gereklidir. Ayrıca anneye ait bilgiler de gereklidir. Bu haftada yapılan incelemede bebekteki bazı anomaliler yönünden ( kranial, spinal, ekstremite , yüz, ürolojik veya sindirim sistemi anomalileri) plasentanın lokalizasyonu ve amnios sıvısının miktarı yönünden de değerlendirilme yapılmaktadır. Genellikle 16. haftadan sonra yapılan tetkikte bebeğin cinsiyetinin saptanması mümkün olmaktadır. Bebeğin ve annenin fizik yapısı ve bebeğin pozisyonuna bağlı olarak daha erken veya geç olarak tespit de yapılabilmektedir” açıklamasında bulundu.

Gebelikte ikinci düzey ultrasonografinin bebekte anomali taramasına yönelik olarak 18-22. hafta arasında yapıldığını ifade eden Dr. Nilgün Eren, bu haftaların bebeğin yapısal gelişimini büyük ölçüde tamamladığı ve en iyi görüntülenebildiği haftalar olduğunu söyledi.

Türkiye Hastanesi’nden Radyolog Dr. Nilgün Eren, “Ne yazık ki en gelişmiş makinalarla ve en iyi uzmanlarla dahi doğumsal problemlerin hepsini saptamak mümkün olmamaktadır. Optimal inceleme dahi anomalilerin yüzde 65-70 ni elimine
eder.Tetkikin iyi kalite renkli doppler ultrasonografi ile yapılması yeterlidir. 3 ve zaman faktörün de eklendiği 4 boyutlu ultrasonografilerin tanısal gücü arttırıcı etkisi yönünde görüş birliği yoktur. Bizim görüşümüz de bu aletlerin dana çok tespit edilen patolojinin daha iyi gösterilebilmesi yönünde faydalı olduğu yönündedir. Bu incelemelerde amnios sıvısının miktar, annenin fizik yapısı ve bebeğinin konumu görüntülenme kalitesinin artmasında önemli faktör olmaktadır” diye konuştu.

Dr. Nilgün Eren, ikinci düzey tetkikte, yüz, omurga, ekstremite, kalp, sindirim sistemi, ürogenital sistemin detaylı olarak incelendiğini ifade ederek, “Ayrıca plasenta , amnıos mayii değerlendirilir. İlave olarak rahmi besleyen damarlarda ki kan akımları incelenir. Eğer herhangi bir şüpheli bulgu mevcutsa amniosentez yapılabilir. İkinci düzey usg de tespit edilmese bile daha sonraki aylarda ilerleyen bazı patolojiler daha ileri zamanlarda ortaya çıkabilir. Bu nedenle rutin takipler ihmal edilmemelidir.

32 haftadan sonraki inceleme bebeğin gelişiminin, başın aşağı dönüp dönmediğinin, plasentanın eğer önceki incelemede aşağı konumdaysa yukarı çıkıp çıkmadığının, kordonun, amnios sıvısının yeterli olup olmadığının kontrolü amacı ile yapılır.

40 hafta dolduğu halde doğum gerçekleşmemişse amnios mayii, bebeğin konumu, gelişimi, fiziksel durumu, tekrar değerlendirilmelidir. Bu şekilde kanı doğum uzmanları ne kadar bekleyebileceklerine karar vermektedir” dedi.

Ultrasonun gebeliğe zararı yok


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

1min1910

Halı sahada yapılan sporun, zeminin sert olması nedeniyle kas-iskelet yapısını ve buna bağlı olarak da kalbi yorduğu belirtildi. Uzmanlar, toprak ve çim sahaya göre daha sert olduğu için, bu tip…

Halı sahada yapılan sporun, zeminin sert olması nedeniyle kas-iskelet yapısını ve buna bağlı olarak da kalbi yorduğu belirtildi. Uzmanlar, toprak ve çim sahaya göre daha sert olduğu için, bu tip zeminlerde spor yaparken uygun ayakkabının seçilmesi ve mutlaka önceden antrenman yapılması gerektiğini söylüyor.

Uzmanlar, spora başlayacak kişilerin mutlaka kalp kontrollerinden geçmelerini tavsiye ediyor. Spora başlayacak kişilerin mutlaka efor ve eko testlerini yaptırmaları gerektiği kaydediliyor. Özellikle 35 yaş üstündekilerin tarama testini mutlaka yaptırmaları gerektiğini söyleyen uzmanlar, spor yapmak isteyenlere günde 45 dakika tempolu yürümelerini tavsiye ediyorlar.

Halı sahalar kalbi yoruyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min1600

Söz konusu lif olduğunda, ekmek kutusundan başka bir şey düşünün. Tam tahıl ekmeğinin çok yararlı olduğu doğru ama meyve, sebze, fındık, fıstık gibi diğer besinlerden ne kadar lif alırsanız, kalbiniz…

Söz konusu lif olduğunda, ekmek kutusundan başka bir şey düşünün. Tam tahıl ekmeğinin çok yararlı olduğu doğru ama meyve, sebze, fındık, fıstık gibi diğer besinlerden ne kadar lif alırsanız, kalbiniz için o kadar iyi olur.

Neler yemeli?
– Meyve yiyerek belinizi inceltin.
Meyve severler, düşük kan basıncının yanı sıra daha küçük bir bele ve bel-basen oranına sahip olur.

– Yüksek lif oranlı tahıllar yiyin, daha zayıf olun.
Bu, daha az bel yağı ve küçük bellerin yanı sıra daha sağlıklı kan basıncı ve homostein oranıyla ilişkilidir. (Bu kalp kriziyle sonuçlanabilen damarlardaki çatlak ve iltihaplanmalara neden olan istenmeyen bir durumdur.)

– Sebze yiyin ve kan basıncınızı düşürün.
Lifleri, genellikle, yedikleri sebzelerden alan insanlar, kan basıncının düşmesini de sağlar.

– Fındık, fıstık, kurutulmuş meyve yiyerek yukarıdakileri ve daha fazlasını elde edin.
Bu yiyecekler bel-basen dengesini sağlamanıza, kan şekeri değerlerinizi düzeltmenize yardımcı olur.

Günde 25 gram lif almak yeterli oluyor
Kalbi koruyan değerler, her gün alacağınız 25 gramlık lifin içinde vardır ama siz her grup besinden yiyin ve önünüzde çok lezzetli bir gün olsun. Lifli besinleri daha çekici hale getirmek için içlerine şunları da ekleyin:
– Ahududu: Her kap için yaklaşık 8 gram
– Kuru üzüm: Servis başına6 gram
– Şeftali: 3 gram
– Brokoli: Yarım kaba 3 gram
– Ceviz: 12 adet
– Ay çekirdeği tohumu: 30 gram lif için 2 gram (Küçük bir avuç dolusu)

Sağlıklı kalp için lifli besinler tercih edin