Sıvı kaybı kalp krizini tetikliyor

30 Temmuz 2008 admin Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Bu haber özellikle kalp ve damar hastaları için. Yaz aylarında başlayan sıvı kabyı kalp krizini tetikleyebiliyor.

 

Kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, sıcak havanın etkisiyle terleme ile birlikte vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalmasının kalp krizine neden olabildiği belirtildi.

Yazın daha sık tüketilen sodanın içindeki sodyumun, vücutta sıvı tutulmasına neden olarak tansiyonu artırdığı için tansiyona bağlı kalp yetmezliğine ve beyin kanamalarına yol açabildiği bildirildi. Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı ve İç Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Deniz Kumbasar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüksek hava sıcaklığının kalp damar sisteminde bazı olumsuzlara neden olabileceğini söyledi. Sıcak havanın kalp ve damar hastalıkları üzerinde doğrudan etkisi olmadığını ancak vücudun sıvı kaybetmesine bağlı sorunlara yol açabildiğini belirten Kumbasar, “Vücutta fazla sıvı kaybı olduğunda kanın akışkanlığı azalıyor. Bu azalma da kişide daha önceden kalp ve damar hastalığı olması durumunda, pıhtı oluşmasına ve kalp krizine neden olabiliyor” uyarısında bulundu. Kumbasar, sıvı kaybına bağlı bazı hormonlar salgılandığını belirterek, “Böbrek üstü bezinden salgılanan hormonlar, suyu tutmak için harekete geçiyorlar. Bu sırada da özellikle atardamarlarda çok fazla büzüşmeye neden oluyorlar. Bu da tansiyonun aşırı derecede yükselmesine ve yüksek tansiyona bağlı hayati önem taşıyan sorunların görülmesine neden olabiliyor” diye konuştu.

“İLACIN DOZUNA HEKİM KARAR VERMELİ”
Bir kişinin günde ortalama 2-3 litre arasında su tüketmesinin sağlık açısından kaçınılmaz olduğunu ifade eden Kumbasar, “Kalp ve tansiyon hastalarında, terleme ve damarların genişlemesi ile birlikte kan basıncı düşebiliyor. Tansiyon hastalarının, ilaç kullanımı, sıvı kaybı ve damar genişlemesinin de etkisiyle tansiyon değerleri düşebiliyor. Bu durumda da kimi hastalar tansiyon ilaçlarını kullanmıyorlar. Bu da ani tansiyon yükselmelerine neden olabiliyor” dedi. Kumbasar, bu tür durumlarda ilaç kullanımının kesilmesine ya da dozunun düşürülmesine kişinin değil hekimin karar vermesi gerektiğine dikkati çekti.

“TUZ SINIRLAMASI KAÇINILMAZ”
Kumbasar, kalp yetmezliği olanların soda tüketiminden kaçınmaları gerektiğine dikkati çekerek, sodanın içindeki sodyum oranının zararlı olduğunu söyledi. Tuz sınırlamasının, tansiyon ve kalp hastaları için kaçınılmaz olduğunu dile getiren Kumbasar, “Vücuttaki sıvının tutulmasına neden olan sodyum, tansiyonun artmasına neden olabilir. Tansiyon yükselmesi de kalp yetmezliği, beyin kanamalarına neden olabilir. Bu nedenle, kalp hastaları, soda tüketmemeli” uyarısında bulundu. ”

“ANİ ISI FARKI TEHLİKELİ”
Kumbasar, yaz aylarında sıcak havanın etkisinden korunmak için yaylaların tercih edildiğini belirterek, şunları söyledi: “3 bin metreden yükseğe çıkıldığında oksijen konsantrasyonu düşmektedir. Kalp hastalarının 3 bin metrenin üzerindeki yaylara gitmesini tavsiye etmiyoruz. Çünkü, bu seviyede, atmosferdeki oksijen seviyesi azalıyor. Oksijen düzeyinin azalması sonucunda da kalbin yükü artar ve kalp yetmezliği riski yükselir, nefes darlığı görülebilir.” Sıcak kaplıca ya da hamam gibi yerlerde kalp hastalarının da dikkatli olması gerektiğini ifade eden Kumbasar, ani ısı farkının tehlikeli olduğunu kaydetti. Kumbasar, “Sıcaktan ani soğuğa geçiş, damarlarda ani büzüşmeye neden olabilir ve tansiyonu 20/25 yapabilir” dedi. Ege ve Marmara gibi yerlerde soğuk deniz suyunun, damarlarda ani kasılma ve büzüşmeyle birlikte kan basıncını 13-14’ten 20/25 gibi yüksek değerlere çıkarabileceğini, beyin kanaması, kalp krizi ve kalp zorlanması gibi hayati önem taşıyan sorunların görülebileceğini belirten Kumbasar, denize atlamak yerine yavaş yavaş yürüyerek girilmesinin uygun olduğunu bildirdi.

Bu yazı toplamda 9, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: , , ,

AddThis Social Bookmark Button

İşte kanserin 7 belirtisi

29 Temmuz 2008 admin Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Kanserde erken teşhisin önemini artık herkes biliyor. Peki erken teşhis için kanserin belirtilerini biliyor musunuz? İşte 7 önemli belirti;

 

Kanserde erken teşhis çok önemli. Erken teşhis için de bütün ülkelerce kabul edilmiş özel tehlike işaretlerini, diğer bir deyimle kanserin 7 habercisini mutlaka bilmeliyiz.

İŞTE KANSERİN 7 BELİRTİSİ

- Bağırsak ve mesane alışkanlıklarının değişiklikleri,

- İyileşmeyen yaralar,

- Zamansız kanama ve akıntı,

- Meme veya başka yerde sertlik,

- Hazımsızlık veya yutma güçlüğü,

- Benler veya bir siğilin belirgin değişikliği,

- Hırıltılı öksürük veya ses kısıklığı.

Bu belirtilerden şüphelenirsek ne yapmalıyız?

Kanserin 7 habercisinden herhangi birinin varlığında kişiler bir doktora başvurmalıdır. Ancak bilinmelidir ki; tanı çok defa kanser olmayabileceği gibi, bu belirtileri bulunmayan kişilerin kanser olmayacakları anlamı da çıkarılmamalıdır

YAPILMASI GEREKENLER

Ayrıca, haberci belirtileri olmayan fakat yüksek riskli olan erkek ve kadınlarda kanserin erken teşhisi için bazı öneriler, zaman zaman bazı değişiklikler göstermekle beraber, temel olarak güncelliğini korumaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Yaş 20-39 (kontrol aralığı 3 yıl): Kadınlarda; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri ve yumurtalıklar önde gelmek üzere genel muayene ve ayrıca memelerin her ay kendi kendine kontrolü ve PAP testi (seks ilişkisi erken başlayanlarda 20 yaştan önce). Erkeklerde; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri, testisler ve prostat önde gelmek üzere genel muayene.

Yaş 40-50 (kontrol aralığı 1 yıl): Kadınlar için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile muayene ve memelerin doktor kontrolü, kontrol aralığı 1-2 yıl olarak mamografi, ayrıca menopoz döneminde kürtaj ile rahim kontrolü. Erkekler için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile prostat muayenesi.

Yaş 50 ve üzeri (kontrol aralığı 3- 5 yıl): Kadınlarda yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, kalın barsak endoskopisi ve mamografi. Erkeklerde yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, gerekirse kalın barsak endoskopisi.

BESLENMENİN KANSERE ETKİSİ

Görgüler ve araştırmalara dayalı sayısal değerlendirmelere göre; kanserin olası sebepleri arasında dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutmaktadır ve dengesiz beslenmenin yanına bazı yaşam alışkanlıkları eklenirse bu oran yüzde 85 değerine kadar yükselmektedir. Öncül deliller beslenmedeki antioksidanların, bitkilerdeki fitokimyasal maddelerin ve omega-3 gibi bazı yağ asitlerinin kanser gelişme riskinin azalmasında rol oynayabileceklerine işaret ediyor.

Bu yazı toplamda 5, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Romatizma nedir?

11 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Mikrobik tabiatta bir hastalık. Vücudun, A grubu hemolitik streptokoklar tarafından bulaşması ile ilgilidir. Ateşli ve toksit durumlar, mafsallarda ve kalpte bir çok dağınık enfeksiyon odalarında ve kalpte bir çok dağınık enfeksiyon odalarının yer alması ile özellik gösterir, Genel olarak ılıman iklim bölgelerinde görülür. Rutubetli bölgeler, hastalığın gelişmesine yol açar. Hastalığın belirtileri arasında ateş toksemi ve gezici mafsal ağrıları vardır. Bu ağrılar, ağrı dindirici ilaçlarla, çoğu zaman, gezici bir süre için kalmaz. Romatizma, çeşitli klinik tipler gösterdiği ve başka başka organlarda yer ettiği için devamlı hekim kontrolü altında tedavisi gerekli hastalıklardandır.

Bu yazı toplamda 5, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Ülser Ve Gastrit Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Sindirim işinde en büyük görevi yüklenmiş olan mide, karnın üst kısmında ve ortada bulunur. Şekil bakımından arkaya yatık bir (J) harfine benzer. Üst ucundan yemek borusuna, alt taraftan da oniki parmak barsağına bağlıdır.

Sindirim esnasında asit salgılar. Mide yapı bakımından hassas bir organımızdır. Aldığımız düzensiz gıdalar, sinir sistemi bozuklukları ve fazla içki mide’de, ülser, gastirit ve mide düşüklüğü gibi hastalıklara sebep olur.

Mide düşüklüğü genellikle çok fazla yemek yiyenlerde görülen bir hastalıktır. Gereğinden fazla doldurulan Mide, karındaki dokuların gevşemesine, mide kasları ile dokularının esnekliğini kaybetmesine sebep olur. Bu da midenin belirli yerden aşağı kaymasını (düşmesini) doğurur.

Mide sarktığı zaman,çıkış kapısı gene yerinde kaldığından, alınan gıdaların boşalması çok güçleşir. Bu durumda mide, içindekileri boşaltmak için aşırı kasılmalar yapmak zorunluğunu duyar. Bu aşırı kasılmalar neticesinde, hasta midesinde şiddetli ağrılar hisseder.

Ayrıca, düşük mide, onu komşu organlara bağlayan, kasları da aşağı doğru çekeceğinden şiddetli sancılara sebep olur.

Mide düşüklüğüne zamanında müdahale edilmezse, mide kaslarındaki gevşeme devam ederek mide büyümesine yol açar. Büyüyen mide alınan gıdaları dışarı atmakta güçlük çeker. Bunun neticesinde midede uzun süre kalan gıdalar ekşimeye, kokuya ve şiddetli gaz sancılarına sebep olur.

Fazla içki,sigara,kuvvetli baharatlı yiyecekler çok soğuk veya sıcak içecekler mide zarının (Mukoza) iltihaplanmasına yol açabilir. Mide nezlesi veya tıb dilindeki adı ile “Gastrit ” denilen bu hastalık,iştahsızlık, sancı,yanma, mide bulantısı ve kusma şeklinde kendini gösterir. Hastayı devamlı bir tedirginlik ve sinirliliğe sürükler.Zamanında tedavi yoluna gidilmezse, ülser’e dönüşebilir.

Günümüzde en çok görülen hastalıklardan biri de mide ülseridir. Ülser kendini mide ağrıları kusma ve ağır hallerde de mide kanaması şeklinde gösterir.

Daha ziyade,sinir sistemi bozuk kimselerde görülen bir hastalıktır. Bunun aksini de söylemek mümkündür. Genellikle, bütün ülserlilerde aşırı sinirlilik görülür.

Ülser, mide zarı mukoz dediğimiz, mideyi kaplayan sümüksü dokunun, herhangi bir noktasının zedelenmesi neticesinde, bir asit olan mide salgısının orada bir yara meydana getirmesidir. Genellikle başlangıçta yüzeyde bulunan yara,mide asidinin etkisi ile derinlere kadar iner, hatta bütün dokuları geçerek mideyi deldiği de olur. Mide ülserinin çapı genellikle 5-25 milimetre, derinliği ise 6-20 milimetre kadardır.

İlerlemiş mide ülseri, zaman zaman mide kanamasına sebep olur. Kanama kusma ile birlikte başlar.Kan mideden hemen dışarı atılmışsa rengi kırmızıdır. Şayet bir müddet midede kalmışsa rengi, mide salgısının etkisi ile kahverengi olur.Kanama her zaman ağızdan olmaz. Dışkı ile de çıktığı görülür. Bu durumda dışkının rengi kömür gibi siyah olur.

Başlangıçta kanamalar dikkate alınıp tedavi yoluna gidilmezse hayatı tehtit eden duruma dönüşebilir. Şiddetli kanamalarda hasta kendini kaybeder. Bu durumda derhal hastaneye kaldırılmazsa hastanın hayatı tehlikeye girer.

Gerek gastirit’de, gerekse ülserin ilk dönemlerinde hastaya mide asidini belirli bir seviyede tutacak ilaçlar verilir. Böylece asidin yara üzerindeki etkisi azaltılır. Bugün uygulanan yöntemlerle gastirit ve ülserin tedavisi mümkün olmaktadır. Gecikilmiş vakalarda ise en kesin yol ameliyattır,

Bu yazı toplamda 34, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Menopoz Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Tıb dilinde Menopoz denilen yaş dönümü kadınlarda adetten kesilme ile başlar. Genellikle 45-50 yaşlarında vuku bulur.

Bu devrede kadının ruhsal ve bedensel yapısında bazı dengesizlikler meydana çıkar. O zamana kadar gayet uysal tanınan bir kadının birden bire sinirli ve hırçın olduğu görülür. Ayrıca bir takım bedeni rahatsızlıklardan da şikayet etmeye başlar.

Bir kadın ve dolayısı ile bir aile için en kritik bir devre olarak sayılabilir. Bu devrede erkeğin eşine karşı anlayışlı davranması ve onun göstereceği aşırı hassasiyeti tabii karşılaması gerekir.

Aşırı ruhi veya bedeni şikayetler ortaya çıkacak olursa bu devrenin bir doktorun devamlı kontrolünde geçiştirilmesi gerekir.

Bu yazı toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Allerji Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

İnsanların yüzde 10′nun,allerjik bir bünyeye sahip olduğu düşünülecek olursa, allerji’nin ne büyük bir dert olduğu kolayca ortaya çıkar.

Tıb’da allerji normal insanlar için zararsız olan değişik maddelere karşı,bazı kimselerin gösterdiği aşırı duyarlılık olarak tanımlanır.

Allerjiye sebep olan maddeler saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Örneğin: çeşitli yiyecekler,evcil hayvanlar, plastik veya lastik eşyalar, madenler, değişen hava şartları allerjiye, sebep olan şeylerin sadece bir kısmıdır. Hatta duygusal nedenlerin de allerjiye sebep olduğu bir gerçektir.

Allerji kalıtım yolu ile geçer. Allerjisi olanın, anne veya babasında yoksa bile,dedelerinde allerji olduğu yapılan tetkiklerden anlaşılmıştır.

Her bünyenin allerji duyduğu şey değişiktir. Örneğin: kimi kuştüyüne karşı duyarlıdır,kimi yumurtaya veya balığa.

Allerjiye sebep oları şeylerin çokluğu gibi, allerji çeşitleri de çoktur. Bunlardan en çok rastlananları, saman nezlesi , ekzema,ürtiker,çeşitli deri hastalıkları astım ve migrendir.

Bazı hallerde allerjiye hangi maddenin sebep olduğunu bulmak çok güçtür.

Allerjik bünyeye sahip olanların hangi maddeye karşı aşırı duyarlılık gösterdiklerini,deneylerle bulup o maddeden mümkün olduğu kadar uzak durmaları lazımdır.

Son zamanlarda Allerji için yeni bazı ilaçlar bulunmuştur.Bunlardan en etkili olanları,antihistaminiklerdir. Ancak, antihistaminikler,isersemlik,durgunluk gibi tesirler gösterdiğinden, mutlaka bir doktor kontrolü altında kullanılmalıdır. Allerjilerin en sıkıntı vereni astımdır. Yakın tarihe kadar astıma sebep olan maddenin ne olduğu bilinmiyordu. 1967 yılında astıma (Dermaphagoides pteronyssinus ) adı verilen çok küçük bir böcekle,bu böceğin dışkılarının sebep olduğu ortaya konmuştur. Evlerimizdeki tozların içinde yaşayan ve gözle görülmeyecek kadar küyük olan bu böcekler solunum yolu ile ciğerlere kadar ulaşmakta ve çiçek tozlarının sebep olduğu saman nezlesi gibi, ciğerlerde bir bağışıklık yaratmaktadır.

Bu yazı toplamda 7, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Tansiyon Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Kanın damar çeperlerine yaptığı basınca tıp dilinde tansiyon denir.

Düşük tansiyona “hipotansiyon” yüksek tansiyona ise “hipertansiyon” adı verilir.

Günümüzün insanı daha ziyade “hipertansiyon” dan yani yüksek tansiyondan şikayetçidir.

Tansiyon yaşa göre değişik durumlar gösterir. Yaşlara göre normal tansiyon ölçüleri şöyledir :

l - 6 yaşlarında 9

6-12 yaşlarında 11

12-20 yaşlarında 12

20-30 yaşlarında 12, 5

30-40 yaşlarında 13

40-50 yaşlarında 13, 5

50-60 yaşlarında 14

60-70 yaşlarında 15

Bu rakamların üstüne çıkan durumlarda tansiyon yüksekliği sözkonusudur.

Tansiyonu yükselten çeşitli etkenler vardır. Kalp veya böbrek hastalıkları, iç salgı bezlerindeki düzensizlikler, sinir sistemi bozuklukları başlıca etkenler arasındadır.

Gelip geçici bir tansiyon yüksekliğini sinir bozukluklarına bağlamak mümkündür. Ancak devamlı tansiyon yüksekliklerinde bunun sebebini araştırmak ve bu sebebi ortadan kaldırıcı tedavi yollarına başvurmak gerekir.

Tansiyon yüksekliği çok defa belirli bir rahatsızlık vermez. Ancak çok yüksek tansiyonda baş dönmesi ve ağrısı,kulak uğuldamaları görme bozuklukları hissedilir.

Tansiyonu yüksek olanların sakin bir hayat sürmeleri yorucu çalışmalardan kaçınmaları ve gıdalarına çok dikkat etmeleri gerekir. Örneğin, et balık ve tuzlu yiyecekleri azaltmaları şarttır. Tansiyon düşürücü çeşitli ilaçlar vardır. Ancak bunların bir doktor kontrolunda kullanılması gerekir.

Tansiyon yüksekliği gibi, tansiyon düşüklüğüne sebep olan etkenlerde çeşitlidir. Bunların en çok rastlananları ciddi kalp ve böbreküstü muhafazası hastalıkları başlıca etkenlerdendir. Bunun yanısıra ruhi depresyonlar,sinir bozuklukları, yorgunluk da tansiyon düşüklüğüne sebep olabilir.

Tansiyonu düşük olanlar,bitkinlik,yorgunluk duyarlar,gözleri kararır,başları döner.

Kendilerinde devamlı başağrısı,kulak uğuldaması, başdönmesi ve gözkararması hissedenlerin tansiyonlarını kontrol ettirmeleri gerekir.

Bu yazı toplamda 214, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: , ,

AddThis Social Bookmark Button

Şarbon Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Ot yiyen hayvanlarda görülen yaygın bir hastalık türüdür. İnsanlara’da kolayca bulaşabilir. Deride önce küçük bir sivilce meydana gelir. Çok geçmeden büyüyerek bir çıban manzarası gösterir. Buna halk arasında “çoban çıbanı” da denir.

Hastalık zamanında tedavi edilmezse, çıban yara görünümünü alır,zamanla mikrop kana karışarak ateşin yükselmesine sebep olur.

Şarbon mikrobu, temas, solunum veya sindirim yolu ile vücuda girebilir. Temas yolu ile alındığında deride çıban görülür. Solunum yolu ile alındığında solunum yollarında iltihaplanmalar olur. Mikroplu etlerle vücuda girdiğinde de sindirim yollarında tehlikeli ihtilatlar yaratır.

Şarbonun yayılması ancak şarbon hastalığı görülen hayvanların derhal imhası ile önlenebilir.

Bu yazı toplamda 4, bugün ise 1 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Renk Körlüğü Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | 2 Yorum »

Üç çeşit renk körlüğü vardır. Bunlardan bir kısmı, bizim normal olarak gördüğümüz kırmızı ve yeşil renkleri görmezler. Bir kısmı ise sarı ve mavi renkleri görmezler, bütün olarak renk körlüğüne müptela kimseler ise,bunlar derecesinde yaygın değildir. Bu derdin kurbanları, genel olarak hiç bir rengi görmezler. Onlar için dünya,açıklı koyulu gölgelerden, koyu grilerden,sinemadaki siyah beyazı andıran şekillerden, çizgilerden ibarettir.. .

Bu yazı toplamda 12, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Kekemelik Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Kekemelik bugün tamamen ruhi bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Daha ziyade küçük yaşlarda geçirilen bir şok veya korku sonunda meydana gelir.

Kekemeliğin tedavisi mümkündür.Hasta beş altı hafta müddetle rahatça dinlenebileceği değişik bir ortama götürülür hemen sonrada bu konuda uzman bir doktorun tedavisine bırakılırsa çok iyi neticeler alınabilir.

Tedavi tamamen psikolojik yöntemlere dayandığından hastanın doktoruna inanıp güvenmesi, hatta onun dostluğundan, memnuniyet duyması şarttır.Kekemeliğin tedavisi genellikle altı ile sekiz haftalık eksersizler halinde devam eder.

Bu arada bazı kekemelerin,konuşurken kekeledikleri halde gayet güzel şarkı söyledikleri çok görülmüştür.

Bu yazı toplamda 6, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: , ,

AddThis Social Bookmark Button

Kanser Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Herkesin bildiği gibi,kanserle savaş için akıl almayacak ölçüde paralar harcanmaktadır.Başta tıp olmak üzere, bütün bilim dallarında kansere karşı koruyucu, kanserden kurtarıcı çareler bulmak için araştırmalar yapılmaktadır.

Basit ve kısa bir tanımlama gerekirse, “kanser” insan sağlığını, insan hayatını tehdit eden, karanlık bir bulut gibi gölgeleyen en büyük tehlikedir.

Konunun çok ayrıntılı olması nedeniyle.burada kanseri genel çizgiler niteliğinde açıklayacağız. Bu kadarı bile kanserin nice tehlikeli,öldürücü olduğuna ilişkin fikir edinmeniz için yetecektir sanıyoruz.

Kanser, vücutta genel ve normal büyüme (gelişme) düzeninden sapan, bu düzeni izlemeyen devamlı bir gelişme halidir. Kanseri meydana getiren hücreler, vücudun çeşitli kısımlarında ,kanserin başladığı yerden çok uzaklaşacak şekilde yayılmış olabilirler. Bunu önlemek, kanseri başladığı noktada yok etmeğe, oradan almaya bağlıdır. Aksi takdirde ,kanser insanı ölüme götürecektir.

Vücuttaki hücreler devamlı olarak gelişirler.Yıpranıp yok olduklarında,bunların yerini aynı türden yeni hücreler alır. Fakat kanserli hücreler vücudun normal hücrelerinden farklı görünüşte olup,fonksiyonları,eylemleri de farklıdır.

Başladıkları, oluştukları yerde, vücudun o kısmındaki yeni, genç hücreler gibi görülebilirler. Ancak, mikroskop altında bakıldıkları zaman hemen tanınacaklardır.

Kanser hücreleri bölünüp sayıca çoğalırlarken,tüm büyüme haline gelmez, üremeyi durdurmazlar. Aksine genç hücreler olarak kalır,zararlı (habis) hale gelinceye kadar çoğalmağa devam ederler.Büyüyen kanser hücreleri bir noktada kalmayacak,ayrılacak,normal hücreler arasında yayılacaktır. Zamanla öylesine artarlar ki,vücudun bu kesimindeki normal hücreler devamlı çalışma, hatta hayatta kalma olanağını kaybederler. Kana geçen kanser hücreleri, vücudun daha uzak kesimlerine de taşınır. Orada,normal hücrelerin eylemlerini durduracak, onların hayatiyetine son verecek bir oranla,kitleleşmecesine çoğalır,büyürler.

Kanserin yayılması, hiç değilse gelişmesi önlenemedikçe, hastanın ölümü kaçınılmaz bir sonuçtur. Vaktinde ve gecikmeksizin kontrolden geçmenin, düzenli zaman aralarıyla doktor muayenesinin önemi bu yüzden çok büyüktür.

Kanser temasla insandan insana geçmez.Bilindiği kadarıyla da bulaşıcı değildir ve bugüne bugün, kansere karşı koruyucu, kesin tedavi niteliğinde herhangi bir ilaç bulunmuş sayılamaz.

Her şey, kanser denilen korkunç illetin tabiatını ve gerçek sebebini tam anlamıyla öğrenmeğe ,bunlardan temellenen koruyucu, önleyici tedbirler,çareler uygulamağa bağlıdır.

Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Antibiotik Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Basit ve açık bir tanımlamayla,antibiotik “mikrobik,ateşli” hastalıklara karşı korunmada ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçlara genel olarak verilen isimdir.

Birleşik bir kelime olan “anti-biotik” deyiminde, “anti -karşı”,”biotik” ise “hayat” anlamına gelir. Ancak, antibiotikler sadece belirli formda,hastalıklara sebep olan bakteriler gibi organizmaların hayatına karşıdır.

Antibiotikler de belirli organizmalardan (bakteriler, küf, daha büyük bitkiler gibi) yapılmıştır.

Modern tıp için çok büyük bir yardımcı olan ve bütün dünyayı kapsayan yaygın ölçüde kullanılan antibiotiklerin gelişimi, 1928 yılında Sör Alexander Fleming tarafından “penisilin” in bulunmasıyla başlamıştır diyebiliriz.Dünyanın bütün bölgelerinden alınan toprak örnekleri,mikrobik bakterilere karşı kullanılabilecek küf ihtiva ediyor mu diye titiz bir dikkatle incelenmiştir. Günümüzde kullanılan antibiotiklerin çoğu,bu tür araştırmalarla varılan sonuçlardır. Penisilin, streptomisin, aureomisin, kloramfenikol, teramisin ve benzerlerini, söz konusu antibiotiklerin en etkili örnekleri arasında sayabiliriz.

Bazı antibiotikler, hastalığa sebep olan bakteriler üzerinde olduğu gibi vücut doluları üzerinde detoksik (zehirli) bir etki yaparlar.

Antibiotiklerin bakterilerin gelişme ve faaliyetlerini nasıl önlediği kesinlikle bilinmemektedir. Bu konudaki en yaygın inanç,bakterilerin gelişip çoğalmaları için gerekli beslenmeye engel olduklarıdır.

Bakterilerin sebep oldukları hastalıkların her biri,bu bakımdan en iyi sonuçları sağlayan özel, belirli antibiotiklerle tedavi edilmektedir. Hastalardan bazılarının bu antibiotiklere karşı aşırı ölçüde duyarlı (allerjik) olmaları halinde,hastanın bünyesinin ters tepki göstermeyeceği başka bir antibiotik uygulanır.

Bazı durumlarda antibiotiklerin uzun süre verilmesi gerekebilir. Buna karşılık,tedavi amacından ziyade sırf sorunma için alınan antibiotikler de vardır.

Antibiotiklerin bulunmasından bu yana, mikrobik hastalıklar insan sağlığı için öldürücü bir tehlike olma niteliğini kaybetmiştir denilebilir.

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

AIDS ve Bilinmesi Gerekenler

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

AIDS nedir? AIDS vücudun bağışıklık sistemini çökerten, bulaşıcı bir hastalıktır. Bu sistemin çöküşü ile AIDS hastaları öldürücü olabilen bir dizi sağlık sorununa maruz kalır. AIDS oluşumuna neden olan virüse, HIV adı veriliyor. HIV vücuda girdiğinde bu kişiye ‘HIV bulaşmış’ ya da ‘HIV pozitif’ deniliyor. Bu kişiler tamamen sağlıklı görünebilirler. Dış görünüşlerinde hiçbir hastalık belirtisi olmamasına rağmen bu kişiler hastalığı başkalarına bulaştırırlar. Bu aşamada hastalık bulaşıp bulaşmadığı sadece kan tahlili ile anlaşılabilir. HIV bulaşan kişiler genellikle 1-2 yıl içinde hastalık belirtisi gösterirler. Bazı kişilerde hastalık belirtisi görülmesi 10 ya da daha uzun yılları da bulabiliyor. Hastalık kendini hızlı zayıflama, zatürre ve kanserin bazı türleri ile gösterebilir. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa, hastanın yaşam süresi o kadar uzun olabilir. Bu nedenle hastalık belirtileri göstermese bile ‘HIV pozitif’ olanların bu konuda uzman doktorların denetimine girmesi yararlı olmaktadır.

AIDS hastalığına yakalanmanın tek yolu HIV olarak adlandırılan virüsün bulaşmasıdır. Bu virüsün bulaşması için de yaygın olan iki yol var;

  • Virüs taşıyıcısı ya da AIDS hastası biriyle vajinal, anal ya da oral yoldan cinsel ilişkide bulunmak,
  • Virüs taşıyıcısı ya da AIDS hastası biriyle aynı enjektör iğnesini kullanmak.

Yaygın olan bu yolların dışında virüs taşıyıcısı kadının hamile kalıp doğum sırasında veya emzirme sırasında sütüyle bebeğine bulaştırması, virüs taşıyan kanın sağlam bir kişiye verilmesiyle veya kandan üretilen bazı ürünlerin kullanılmasıyla da bulaşmalar görülmüştür. Kan yoluyla bulaşma, özellikle hastalığın tanınmaya başladığı 1985 yılından önce sık görülmüştür.

Cinsel ilişkiyle nasıl bulaşır

 AIDS virüsü HIV, korunmasız cinsel ilişkiyle, kadından erkeğe ya da erkekten kadına bulaşabilir. Erkekler arası eşcinsel ilişkide bulaşma sık, kadınlar arası eşcinsel ilişkide ise daha seyrektir.

HIV, kanda, spermde ya da vajina salgısında bulunur. Vajina, penis ya da ağızdaki gözle görülemeyecek kadar küçük bile olsa, yara ve sıyrıklarda vücuda girebilir.

Cinsel eşte görünür hiçbir hastalık belirtisi olmasa bile HIV taşıyıcısı olması bulaşma için yeterlidir. Bu nedenle ne kadar farklı kişiyle cinsel ilişki kurulursa, hastalık virüsü kapma olasılığı o kadar fazla olur.

Cinsel yolla virüs kapmaktan korunmak için doğru ve sağlam kondom (prezervatif) kullanmak gerekir.

Batı ülkelerindeki en yaygın bulaşma yollarından biri enjektör iğnelerinin birden fazla kişi tarafından kullanılmasıdır. Özellikle uyuşturucu bağımlılarının enjektör iğnesine bulaşan virüs, aynı enjektörün başkası tarafından kullanılmasıyla ona da bulaşır. Döğme yapımında ya da kulak delmede kullanılan iğneler de bulaşma yolu olabilir. Bunun için kullanılan her türlü iğnenin imha edilmesi gerekiyor. Tek kullanımlık iğnelerle risk ortadan kalkmaktadır.

HIV ve bebekler

AIDS virüsü (HIV) taşıyan kadınların hamile kalmaları, ya da hamile kadınlara HIV bulaşması halinde, doğum sırasında ya da daha sonra emzirmeyle bebeğine bulaştırabilir. Gebelik sırasında AZT isimli ilacın kullanılması bebeğe bulaşma ihtimalini azaltır.

Gebe kalmayı düşünen kadınlar, yıllar önce bile olsa HIV kapma açısından en küçük bir şüpheleri varsa, gebe kalmadan önce kan tahlili yaptırmaları uygundur.

Kan nakli ve AIDS

Özellikle hastalığın iyi tanınmadığı 1985 yılından önce yapılan kan nakilleri ya da o tarihten önce üretilen kan ürünleri ile bulaşmalar görülmüştür. Bu dönemden sonra, her kanın HIV açısından tahlili şart koşulmuştur, ancak bazı aksaklıklar nedeniyle bu dönemden sonra da bulaşmalar görülmüştür.

Kan bağışında bulunan kişi için herhangi bir risk söz konusu değildir. Kan alımında kullanılan iğneler sterildir ve sadece bir sefer kullanılıp imha edilmektedir.

AIDS NASIL BULAŞMAZ ?

AIDS ortaya çıktıktan sonra çoğu insanda korkular başladı. Özellikle AIDS virüsü (HIV) taşıyıcılarına karşı tavır alınmaya başlandı. Ancak HIV’in, nezle grip gibi aksırık ya da öksürükle bulaşmayacağını bilmekte yarar var. İş yerinizde, evinizde ya da toplu yerlerde bir arada bulunmakla bulaşmaz. Yıkanmadan bile olsa aynı giysileri giymekle, telefon ahizesiyle, aynı tuvaleti kullanmakla, bardak, çatal, kaşıkla geçmez. Sivrisinek ısırması da risk değildir. AIDS virüsü (HIV), sıtma ya da sarı humma etkenleri gibi, sivrisineğin tükrük bezlerinde yaşamaz. Aynı şekilde bit, pire gibi haşarelerle de bulaşmaz.

Sosyal öpüşmeler de tehlike değildir. Şimdiye kadar böyle bir bulaşma tesbit edilmemiş bile olsa şehvetle, sert hareketlerle, dudaktan öpüşmenin risk yaratacağı düşünülmektedir.

Kesin bilmediğinizi mutlaka sorun

Hastalık yaygınlaşmaya başladığından beri, çeşitli sohbetlerin ortak konuları haline geldi. Herkes birbirine tavsiyelerde bulunuyor. Oysa yarım bilginin, hiç bilmemekten daha kötü olduğunu unutmayın. Bir sorunun cevabını çok kesin olarak bilmiyorsanız, yarım bilgilerle çevrenizi yanıltmayın. Bu köşede olabilecek bir çok sorunun yanıtını bulacaksınız. İsterseniz kesip saklayın aklınıza takılanlar olduğunda açıp bakabilirsiniz.

Şimdi size bu konuda sık sorulan bazı soruları ve yanıtlarını vereceğim;

  • İşyerimde ya da okulumda AIDS hastası ya da HIV taşıyıcısı varsa bu bana bulaşır mı?
  • Hayır. AIDS korunmasız cinsel ilişki, aynı enjektör iğnesinin kullanılması veya HIV taşıyan kanın nakli ile bulaşır. Ayrıca HIV bulaşmış anneler doğum ya da emzirme sırasında bebeklerine bulaştırabilirler.

Günlük aktiviteler sırasında hastalık bulaşmaz.

Kan bağışında bulunmakla hastalık bulaşır mı? Hayır. Kan bağışında bulunduğunuzda size kan vermiyorlar, sizdeki kanı alıyorlar. Bu işlem sırasında kullanılan iğneler ve kan alma seti, sterildir ve bir kez kullanılıp imha edilir.

Bana eski yıllarda kan verilmişti, AIDS bulaşmış olabilir mi?

Kesin bir şey söylenemez. 1980′li yılların ikinci yarısından itibaren tüm kanların tahlil edilmesi kararı alındı. Ayrıca kan verecek kişiler hassaslıkla AIDS bulaşma riski açısından sorgulanmakta ve risk taşıyabileceğinden şüphelenilen kişilerden kan alınmamaktadır. Ancak ölümcül derecede acil kanamalarda doktorun kararıyla tahlil yapılmasını beklemeden kan nakilleri yapılabilmektedir. Buna benzer acil bir koşulda kan verildiyse tahlil yaptırmanızda yarar var.

Tuvalete oturmakla ya da günlük ev eşyalarını kullanmakla hastalık bulaşır mı?

Hayır. AIDS virüsü (HIV), alafranga tuvaletlerin çemberlerinde, kapı kolu, telefon, para gibi günlük kullanım eşyasında virüs canlı kalamaz.

Sivrisinek ve diğer böceklerin ısırmasıyla hastalık bulaşabilir mi?

Hayır. HIV, sivrisineğin ya da pire, bit gibi diğer haşaratın bünyesinde canlı kalamaz. Bu nedenle bunların ısırmasıyla hastalık bulaşması söz konusu değildir.

Öpüşmekle hastalık bulaşır mı?

Öpüşmek derken yanaktan sosyal öpüşme kastediliyorsa, cevap `hayır’dır. Şehvetle, dudaktan öpüşme kastediliyorsa, cevap `olabilir’dir. AIDS virüsü (HIV), tükrükte az miktarda bulunabilir. Şimdiye kadar sadece öpüşmekle hastalık bulaştığı tesbit edilmemiş olmakla beraber, dudakta bulunabilecek ya da öpüşme sırasında oluşabilecek, çatlak, uçuk yarası ya da sıyrıklardan uzun öpüşmeler sırasında virüsün doğrudan kana karışması halinde hastalık bulaşması mümkündür.

Oral seks ile hastalık bulaşır mı?

Bulaşabilir. Spermde ve vajina salgısında HIV bulunabilir. Oral seks sırasında ağızda bulunabilecek çok küçük çatlak ve yaralardan virüs kana karışabilir.

Anal seks ile AIDS bulaşır mı?

İster homoseksüel (aynı cinsle), ister heteroseksüel (karşı cinsle) anal yoldan cinsel ilişki kurulduğunda eğer karşı taraf AIDS virüsü (HIV) taşıyorsa bulaşma riski vardır ve üstelik çok yüksektir

Sadece karşı cinsle ve normal bir cinsel ilişkide hastalık bulaşma riski var mıdır?

Bir zamanlar sanıldığı gibi AIDS sadece homoseksüel ilişki veya uyuşturucu kullananların iğneleriyle bulaşmaz. Karşı cinsel vajinal yoldan yapılan ilişki ile de bulaşır. Bulaşma riski hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Yani HIV taşıyan kadın erkeğe bulaştırabildiği gibi, HIV taşıyıcısı erkek de kadına bulaştırabilir.

Cinsel birleşme sırasında kondom (prezervatif) kullandığım sürece hastalık kapmam, değil mi?

Cinsel birleşmede kondom kullanılmasının AIDS ve cinsel yoldan bulaşan diğer hastalıkları önlediği gösterilmiştir.

Gerek vajinal, gerekse anal ya da oral seks yapıldığında, her seferinde doğru bir şekilde kondom kullanılması gerekir. Buna rağmen cinsel yoldan AIDS bulaşmasını önlemenin en kesin yolu HIV taşımadığına emin olduğunuz kişiyle ilişkiye girmektir.

Kondom kullanmanın doğru şekli nedir?

Aşağıdaki özelliklere dikkat edildiği taktirde HIV ve cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklardan büyük ölçüde korunmak mümkün olur. Sadece erkeklerin değil, kadınların da cinsel eşlerinin kondomu doğru kullandığına emin olmaları gerekir.

  • Anal, oral ya da vajinal yoldan olsun, her cinsel ilişkide yeni bir kondom kullanılmalı.
  • Kullanılacak kondom, mutlaka lateksden yapılmış olmalı. Lateks dışında özellikle doğal zarlardan yapılmış olanlarda gözle görünmeyecek kadar küçük gözenekler bulunur ve bunlardan virüs geçebilir.
  • Özellikle sıcak ortamda beklemiş ve son kullanma tarihi geçmiş olanları kullanmayın
  • Penis sertleşir sertleşmez kondom takılmalıdır.
  • Ucunda spermin toplanması için özel kısmı yoksa, uçta küçük bir boşluk bırakın. Hava kabarcıkları varsa çıkmasını sağlayın.
  • Kayganlaştıcı kullanmak istiyorsanız, su bazlı olanları tercih edin. Vazelin, bebek yağı, krem gibi yağlı ürünlerden kaçının. Yağlar lateks kondomun erimesine neden olabilir.
  • Cinsel birleşme sırasında kondomun yırtıldığını hissederseniz, birleşmeye hemen ara verin ve yeni bir kondom takmadan devam etmeyin.
  • Ejekülasyondan (boşalma) hemen sonra, henüz penis sertliğini korurken, kondomun uç kısmını sıkıştırarak, spermin dışarı akmasına engel olarak çıkartın.
  • Hiçbir zaman, bir kondomu bir kereden fazla kullanmayın.

AIDS hastalarının cildinde lekeler olurmuş. İlişki kuracağım kişide böyle lekeler yoksa güvenli sayılabilir mi?

Hayır. Ciltte lekeler, AIDS hastalığının bazı dönemlerinde bulunabilir.

Oysa, AIDS virüsü (HIV) henüz hastalık çıkmamış kişilerde bazen birkaç yıl bulunabilir. Bu kişiler henüz hasta olmadıkları halde, bulaştırıcı olurlar.

Bazı arkadaşlarım doğum kontrol hapı kullanmanın, bazıları vitaminlerin koruyucu olabileceğinden bahsediyorlar, bu doğru mu?

Kesinlikle hayır. Hatta, doğum kontrol hapı kullananlar, gebe kalma korkusu olmadığı için, kondom (prezervatif) kullanılmadan cinsel ilişkiye girebiliyorlar. Bu açıdan bakınca doğum kontrol hapı kullananların daha fazla risk altında olduğu söylenebilir. Ayrıca ne vitaminlerin ne de bazı gıdaların bu yönde koruyucu etkileri kesinlikle yoktur.

Sünnet olmanın AIDS’den koruduğu söyleniyor, doğru mu?

Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan bir çalışmada sünnetlilerin AIDS’e yakalanma ihtimalinin daha az olduğu tesbit edildi. Ancak bu kesin bir koruma olmayıp hastalığa yakalanma ihtimalinin azalması şeklindedir.

Bir süre önce, emin olmadığım bir kişiyle, kondom kullanmadan ilişkiye girdim. Hastalık virüsü kapıp kapmadığımdan nasıl emin olabilirim?

Bunun tek yolu bir laboratuvara giderek HIV testi yaptırmaktır. Tıbbı tahlil laboratuvarlarının hemen hepsi bu testi yapabilmektedir.

Ben hemofili hastasıyım. Zaman zaman kan ürünü ilaç kullanmam gerekiyor. Bu ürünlerin de risk taşıdığını duydum. Acaba bana da bulaşmış olabilir mi?

AIDS virüsü kanda bulunduğu için, kandan üretilen ürünlerde de bulunabilir. Bu özellikle 1985 yılı öncesi için daha risk taşıyordu. Hastalığın görülmeye başladığı 1978 yılı ile her türlü kan ürününün tahlil edilmesi kuralının getirildiği 1985 yılı arası riskli bir dönem. Bu süre içinde kan ya da kan ürünü kullanıldıysa tahlil yaptırarak HIV araştırılmalıdır.

Eğer HIV kaptığımı öğrenirsem ne yapabilirim?

Eğer HIV kaptığınız yolunda ciddi kaygılarınız varsa defalarca belirttiğim gibi kan tahlili yaptırmalısınız. Eğer kan tahlilinde HIV, pozitif bulunursa, bu virüsün size bulaştığını gösterir. Sakın gizlenip dünyaya küsmeyin. Yakınlarınızla görüşüp bu konuda uzman bir doktora ya da daha iyisi, AIDS merkezlerinden birine başvurun. İleri bazı tetkikler yapılarak durumunuzu kesinliğe kavuşturacaklar. Adınız kesinlikle çevreye açıklanmaz, bu konuda endişe etmeyin. Erken dönemde bazı ilaçlar kullanarak olumlu sonuçlar alma ihtimali yüksek, bu şansı kaçırmayın.

Hastalığın bulaşma yollarını tekrar gözden geçirerek çevrenize zarar vermemeye çalışın. Çevrenizdeki kişilerin de bu yönde doğru bilgilere sahip olmasını sağlarsanız, gereksiz korkular nedeniyle sosyal yönden sıkıntı çekmezsiniz.

Çevrenizi bilgilendirin

Bulaşma yollarını bilip bunlardan korunmak için neler yapılması gerektiğini ayrıntılı olarak öğrenin ve çevrenizdeki kişilerin de bu ve bunun gibi yazıları okumasını sağlayın. Bu konuda çevrenizdeki kişiler ne kadar bilinçli olursa, hastalık yaygınlaşmayacağı için, dolaylı olarak sizin riskiniz de azalmış olacaktır. Bu ve buna benzer doğru bilgiler içeren yazıları özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarınıza okutun. İçinde cinsel ilişkilerle ilgili bilgiler olması, bu yazıları çocuklarınızdan uzak tutmanıza neden olmasın. Çocuklarınız cinselliği, kendileri gibi bilgisiz arkadaşlarından ya da erotik yayınlardan gizlice, yalan-yanlış öğreneceğine ve bilgisizlik yüzünden başı derde gireceğine, ciddi ve doğru kaynaklardan öğrenmelidir.

Bu yazı toplamda 36, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler:

AddThis Social Bookmark Button

AIDS hakkında doğru sanılan yanlışlar

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

İlk olarak eşcinsellerde ortaya çıkan AIDS hastalığı konusunda vatandaşlar arasında kabul edilen anlayışların pek çoğu gerçekleri yansıtmıyor.

- AIDS, kişilerarası normal temaslarla, kapı kollarından, havlulardan, paradan, sabundan bulaşmaz. “AIDS ter, idrar ve dışkı ile yayılır ve bulaşır” kavramları yanlıştır. Sivrisinekler, AIDS bulaştırmaz.

Sağlık Bakanlığı’ndan alınan bilgiye göre, birçok kişi halen, bu hastalığı “homoseksüel” hastalığı olarak bildiği için test yaptırmaktan kaçınıyor. Vatandaşlar arasında hastalıkla ilgili genellikle yanlış bilgiler, söylenti şeklinde kulaktan kulağa yayılıyor ve bunlara zamanla inanılıyor.
Bilim adamları, AIDS konusunda bilinmesi gerekenleri şöyle sıralıyor:
Sadece cinsel ilişki ve kan yoluyla geçen AIDS, yalnızca homoseksüel hastalığı değil. Karşı cins ile ilişki de belirgin geçiş yollarından biri.
AIDS, kişilerarası normal temaslarla, kapı kollarından, yatak çarşaflarından, havlulardan, paradan, sabundan, ortak kullanılan banyo, sauna, kaplıcalar ve plajlardan bulaşmaz.
“AIDS ter, idrar ve dışkı ile yayılır ve bulaşır” kavramları yanlış.
Sivrisinekler, AIDS bulaştırmaz.
AIDS virüsü taşıyan bir kimsenin kullandığı iğnenin, herhangi bir nedenle paylaşılması virüsü bulaştırır.
Cinsel ilişki sırasında doğru prezervatif kullanımı, AIDS’in bulaşmasını önler.
Gebelikte AIDS virüsü taşıyan bir anneden, bebeğine virüs bulaşması olasılığı vardır.
AIDS virüsünü taşıyan kişiyi, hastalık belirtileri çıkmadan sağlıklı kişilerden ayırt etmek için test yapılmalıdır.

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler:

AddThis Social Bookmark Button

ARC Nedir?

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

ARC, AIDS RELATED COMPLEX kelimelerinin kısaltılmasından oluşmuştur.Türkçesi, AIDS’le İlgili Hastalıklardır ve bu hastalıklara AIDS hastalığını meydana getiren virüsle aynı tip virüs neden olmaktadır.AIDS’in belirtisiz dönemden sonraki yaklaşık 4-5 sene süren ve kronik hastalıkların görüldüğü evredir. Bu hastalıklardan herhangi birine yakalanan bir kişi AIDS hastasıyla aynı belirtileri gösterebilir.Bunların bazıları lenf bezlerinde kabarma, aşırı yorgunluk ve hızlı kilo kaybı sayılabilir.Bu hastalıklar fırsatçı enfeksiyonlar olarak da tanımlanabilir.Fırsatçı enfeksiyonlar vücut bağışıklık sisteminin zayıflığından yararlanırlar.Fırsatçı enfeksiyonların en önemlileri Pneumystic Carinii Pneumaonia(PCP), Kaposis Sarcoma (KS) ve deri kanseri dir. Bastırılmış bağışıklık (Immunosupressed) yada tehlikeye girmiş bağışıklık(Immunocompromised) kelimeleri bağışıklık sistemi zayıflamış kişileri ifade etmek için kullanılan diğer terimlerdir. HIV virüsünün bağışıklık sistemini zayıflatması sonucunda diğer hastalık problemleri ve aynı virüsün meydana getirdiği komplekslerle birlikte hastanın ölümüne neden olabilir. AIDS virüsünün meydana getirdiği yukarıda adı geçen hastalıklardan birine yakalanan insanlar virüs aktif halde olsa dahi normal yaşamlarına devam edebilirler.Ancak hasta kişide bazı hafif belirtiler görülebilir. AIDS hastalığı hemen ortaya çıkmayabilir.İlk 5 seneye kadar hiçbir belirti dahi göstermediği zamanlar olmuştur.New York’ta yapılan araştırmalarda hastaların %29′unun hastalık belirtilerini ilk 4.5 yıl içinde gösterdiği gözlenmiştir.

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

ÜRETRİT VE SERVİSİT

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

En sık görülen nedenleri Neisseria gonorrhoeae ve Chlamidia trachomatis dir. Servisiti olan kadınlarda anormal vaginal akıntı olabilirse de çoğu zaman semptom yoktur. Çoğu zaman farklı nedenlerle yapılan jinekolojik muayenelerde saptanır. Başlıca iki tip semptomatik servisit vardır:

Enfeksiyöz: Servikal kanal epitelinde enfeksiyon vardır. Epitel serviksin dış ağzından vajene doğru dışa dönmüştür. Eğer tedavi edilmezse uterus ve adneksleri tutarak PID ye neden olur.İki ana nedeni gonore ve klamidyadır.
Ektopik: Normal kanal epiteli vajene doğru kanal dışına dönmüşütr. 16 yşından küçüklerde ve oral kontraseptif kullananlardadaha sık görülür. 35 yaş üzeri kadınlarda çoğunlukla neden mekanik, kimyasal travmalar veya HPV gibi viral enfeksiyonlardır.

Tedavi etkene yönelik yapılmalıdır. Tedavi edilmezse infertiliteye neden olabilir.

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklarda Tedavi

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Etkeni bakteri olan belsoğukluğu, bakteriyel vaginoz, başlangıç dönemindeki frengi ve etkeni mantar olan kandidoz antibiyotikler ya da antifungallerle kolay tedavi edilir. İlaçlar ağız yolu ile, şırınga edilerek veya deri ve mukozadaki lezyon üzerine pomat şeklinde sürülerek kullanılır. Trikomoniyaz, uyuz ve kasık biti bitlenmesi de kolay tedavi edilir. Hepatit B, genital herpes, genital siğil ve HIV enfeksiyonu etkeni olan viruslar üzerine kesin etkili ilaçlar bulunmadığından kolay etdavi edilemezler. Genital herpes ve genital siğil tedavi edildiğinde belirtileri iyileşir, ancak çok defa nüküs ettikleri (tekrarladıları) görülür. Hepatit B de belirtilerin düzelmesi için bazı ilaçlar kullanılır ve hastalık zamanla iyileşmeye bırakılır. HIV enfeksiyonunun bugün için kesin tedavisi yoktur. Ancak HIV li kişilerin daha uzun ve sağlıklı yaşamalarını sağlayacak bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Antibiyotik tedaviniz bittikten sonra, laboratuvar muayenelerini tekrar ettirilip etkenin varlığı yeniden araştırılmalıdır. Tedaviden sonra yine de hastalık belirtileri varsa, aynı zamanda birden fazla hastalığın bulunduğu düşünülmeli ve tedavi buna göre şekillendirilmelidir. Ayrıca tedavi sırasında mutlaka cinsel eşlerinde tedaviye katılması sağlanmalıdır.

Tedavi edilmezse belsoğukluğu, klamidiyoz, üretrit ve servisit kısırlığa, frengi çeşitli organlarda harabiyete sebep olur. Tedavi edilmeyen CYBH larda hastanın yakınmaları devam eder. Bazen belirtiler kaybolur ancak hastalık kendiliğinden iyileşmez. Kişi taşıyıcı durumundadır. Hastalığı cinsel partnerlerine bulaştırmaya devam edebilir. Kişi tedavi edilerek bu taşıyıcılık durumundan kurtarılır.

Bu yazı toplamda 0, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler:

AddThis Social Bookmark Button

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar insanlık tarihi kadar eski olup gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde en önemli halk sağlığı sorunlarından birini oluşturmaktadır. Başlıca bulaşma yolunun koruyucu bariyer olmadan penisin ağıza, vajinaya ya da anüse penetrasyonu ile gerçekleşen cinsel ilişki olduğu bir grup bulaşıcı hastalığa CYBH( cinsel yolla bulaşan hastalıklar) denmektedir. Bunun dışında anneden bebeğine bulaşma ve kan ve kan ürünleriyle bulaşma da CYBH ların bulaşma yolları arasındadır.

Pek çok gelişmekte olan ülkede CYBH lar yetişkinlerin sağlık kurumlarına başvurma nedeni olan ilk beş hastalık içerisinde yer almaktadır.

Bu hastalıklar hem toplumlar üzerine ciddi ekonomik yükler getirmekte hem de çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olan AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün yayılımını kolaylaştırabilmektedirler.

CYBH lardan bir kısmı belirtisizdir. Kişi herhangi bir rahatsızlığı olmadığı için sağlık kuruluşlarına başvurmaz ve böylece tanısı ve tedavisi gerçekleşemez. Yakınma ve belirti olduğu durumlarda da kişiler bazı önyargılar ve utanma ya da hizmete ulaşamama nedeniyle yine sağlık kuruluşlarına başvurmayabilir ve yine tanısı ve tedavisi gerçekleşmeyebilir. Sağlık kuruluşlarına başvuranlar ise her zaman doğru tanı ve tedaviyi alamayabilirler. Ayrıca bu hastalıkların tedavisi için standart koşullara uygun ve kabul gören sağlık merkezlerinin sayısı da oldukça azdır. Böylece toplumdaki CYBH ların aslında çok az bir kısmı doğru tanı ve tedaviye ulaşabilir.

Ülkemizdeki CYBH sıklığı gelişmiş ülkelerdekinden çok daha fazladır. Ancak ülkemiz koşullarında prevelans ve insidans çalışmaları yapmak oldukça zor olduğundan gerçek rakamlar bilinememektedir.

CYBH geçişini etkileyen davranışlar:

  • Yakın zamanda cinsel eş değiştirmek,
  • Birden fazla cinsel eşe sahip olmak,
  • Cinsel eşin birden çok cinsel eşinin olması,
  • Seks işçileri, onların müşterileri ile cinsel ilişkide bulunmak,
  • CYBH belirtisi olanlarla cinsel ilişkiyi sürdürmek,
  • CYBH olanların cinsel eşlerini tedavi olmaları konusunda bilgilendirmemesi.

CYBH geçişini etkileyen biyolojik faktörler:

  • Yaş: Genç kadınlar vaginal mukoza ve servikal doku özellikleri nedeniyle enfeksiyona daha duyarlıdır.Kadınların erken yaşta evlendirilmeleri de erken yaşta cinsel aktif olmaları nedeniyle enfeksiyon risklerini arttırmaktadır.
  • Cins: Penetratif ilişkide daha geniş mukoza yüzeyi teması söz konusu olduğundan enfekte erkekten kadına CYBH geçme olasılığı enfekte kadından erkeğe bulaşma olasılığına göre daha fazladır.
  • Sünnet: Sünnetsiz erkekler sünnetli erkeklere göre daha yüksek CYBH riski altındadır.

CYBH geçişini etkileyen sosyal faktörler:

  • Güvenli cinsel ilişki konusunda yetersiz bilgi,
  • Kondom elde etme ya da satın almada güçlük,
  • Kondomdan hoşlanmamak,
  • Kültürel dinsel inançlar,
  • Alışılmış, vazgeçilmesi güç cinsel ilişki davranışı,
  • Yoksulluk.

Yapılan araştırmalar 19 yaş üzerinde erkeklerde CYBH sıklığının kadınlara göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Bunun nedenleri arasında erkeklerin daha fazla cinsel aktif olması, kadınlara göre daha fazla eş değiştirmesi, erkeklerin büyük kısmının paralı seks satın almaları, kadınlarda bu hastalıkların çoğu zaman belirtisiz olması ve kadınların bazı sosyo-ekonomik nedenler yüzünden sağlık kuruluşlarına başvurmamaları sayılabilir.

Bu yazı toplamda 2, bugün ise 2 kez görüntülenmiş

Etiketler: , ,

AddThis Social Bookmark Button

Uyuz

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Uyuz hastalığını oluşturan parazit kene türü Sarcoptes scabiei dir. Dişi parazit deride incecik tüneller açarak yumurtalarını bırakır. 3-4 gün sonra yumurtalar açılır ve 18 günde parazit erişkin şekle geçer. Uyuz fazla kaşıntı yaparak rahatsızlık verir. Tipik olan parmak aralarındaki kaşıntılardır. Uyuz kişi ile yakın temasta parazitin geçişi sonucu bulaşır. Böcekler vücuda geldikten 3 hafta sonra vücutta çoğunlukla akşam ve gece kaşıntı başlar, kaşıntı yatakta çok artar, özellikle bilekte ve parmaklar arasında, kırmızı-mor nokta şeklinde tünellerin ağızları görülür. Genital bölgede de küçük morumsu noktalar görülebilir. Fazla kaşıntı derinin yaralanmasına sebep olur. Uyuz tedavi ile kolayca iyileşir. İlaçla ölen uyuz parazitleri deride allerjik reaksiyon yapabilir ve kaşıntıya sebep olurlar. Birlikte yaşayan kişilerin beraber tedavi olmaları gerekir.

Bu yazı toplamda 58, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler:

AddThis Social Bookmark Button

Huzurlu bir yaşamın 100 altın kuralı

08 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

01. Ufak şeyleri dert etmeyin.
02. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
03. Rahat ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.
04. Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüme etkisini göz önüne alın.
05. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
06. Unutmayın: Öldüğünüz zaman yapılacak işler listeniz hâlâ dolu olacaktır.
07. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
08. Birisine bir iyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
09. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
10. İçinde bulunduğunuz ânı yaşamayı öğrenin.
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
13. Sevgi elini önce siz uzatın.
14. Kendinize sorun: Bir yıl sonra bunun bir önemi olacak mı?
15. Gerçeği kabul edin: Hayat âdil değildir.
16. Arada sırada canınızın sıkılması yararlıdır: Bırakın canınız sıkılsın.
17. Strese dayanma gücünüzü azaltın.
18. Haftada bir kez yürekten gelen bir mektup yazın.
19. Sık tekrar edin: Hayat acil bir durum değildir.
20. Zihninizde özel bir bölüm açın.
21. Her gün bir dakikanızı, minnettar olduğunuz birini düşünmek için harcayın.
22. Tanımadığınız insanların gözlerine bakın ve gülümseyerek merhaba deyin.
23. Her gün kendinize biraz sessiz zaman ayırın.
24. Yaşamınızdaki insanları minik çocuklar ve yüz yaşında ihtiyarlar olarak düşünün.
25. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
26. Daha iyi bir dinleyici olun.
27. Savaşlarınızı akıllıca seçin.
28. Çöpü çıkarma sırasının kimde olduğunu hatırlamıyorsanız gidip siz çıkarın.
29. Eleştirme isteğinizi bastırın.
30. Daha ılımlı bir sürücü olun.
31. Unutmayın: İnsanı edindiği huylar oluşturur.
32. Bilmemenin verdiği rahatlığı duyun.
33. İpin ucunu biraz bırakın.
34. Bir bitki yetiştirin.
35. Yoga (ya da jimnastiğe) başlayın.
36. Erken kalkmaya alışın.
37. En inatla savunduğunuz beş iddianızı sıralayın ve bu konularda yumuşamaya çalışın.
38. Planlarınızda esnek olun.
39. Konuşmadan önce derin bir soluk alın.
40. Suçluluğu değil masumiyeti görmeye çalışın.
41. Sırf gırgır olsun diye, size yöneltilen eleştiriyi kabul edin. Göreceksiniz canınız yanmayacak.
42. Kendi görüşlerinizden tamamen farklı makale ve kitaplar okuyun ve bir şeyler öğrenmeye çalışın.
43. Zihninizi sessizleştirin.
44. Birisi size topu atarsa, bunu tutmak zorunda değilsiniz.
45. Olumsuz düşüncelerinize yüz vermemeye çalışın.
46. Öfkeniz kabarmaya başladığı zaman ona kadar sayın.
47. Sorunlarınızı öğretmeniniz olarak görün.
48. Biraz yüzünüz gülsün.
49. Bu da geçer.
50. Gevşeyin!
51. Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın. Öyle olabilir.
52. İç dünyanız için zaman ayırın.
53. Olağan şeylerdeki olağanüstülüğü arayın.
54. Kendi işinize bakın, kendinizi başkasının yerine koymayın.
55. Hayatı olduğu gibi kabul edin.
56. Yüreğinizin sezgisine güvenin.
57. Bırakın çoğu zaman başkaları haklı olsun.
58. Daha sabırlı olun.
59. Kendi cenazenize katıldığınızı farz edin.
60. Önce karşınızdaki kişiyi anlamayı hedefleyin.
61. Ruh durumunuzu dikkate alın: Moralinizin bozuk olduğu zamanlar sizi yanıltmasın.
62. Hayat bir sınavdır. Altı üstü bir sınav.
63. Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın. Övgü ve yergi aynı şeydir.
64. Rasgele iyilikler yapın.
65. Bir davranışın ardındakini görmeye çalışın.
66. Gönlü bol olmayı haklı olmaya yeğleyin.
67. Bugün üç kişiye onları ne çok sevdiğinizi söyleyin.
68. Alçak gönüllü olmaya çalışın.
69. Kışa hazırlık (eksikleri gedikleri kapatma) telaşından kaçının.
70. Her gün birkaç dakikanızı sevecek birini düşünmeye ayırın.
71. Antropolog olun: Ön yargınızdan uzak, başka insanların yaşam ve davranış tercihlerini inceleyin.
72. Herkesin farklı olabileceği gerçeğini anlayın ve saygı gösterin.
73. Kendinize bir kamusal yardım konusu seçin.
74. Her gün en az bir kişiye beğendiğiniz bir özelliğini söyleyin.
75. Sınırlarınızı öne sürmeyin, yoksa sınırlı olursunuz.
76. Gördüğünüz her şeyde tanrının parmak izi vardır.
77. Başkalarının fikirlerinde biraz olsun doğruluk payı arayın.
78. Bardağın (ve başka her şeyin de) kırılmış olduğunu varsayın:
Her şeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır.
79. Bu ifadeyi iyi anlayın: Nereye giderseniz siz oradasınız.
80. Kendinizi iyi hissettiğiniz zaman şükredin, kötü hissettiğiniz zaman ılımlı olun.
81. Postayla evlat edinin. Bir vakıf yoluyla bir çocuğa yardım edin
82. Yaşamı melodram olarak görmeyin.
83. Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın.
84. Fırtınanın Gözü nde (karmaşanın ortasındaki sükûnet noktasında) bulunmaya çalışın.
85. Sahip olmak istediğiniz şeyleri değil, elde etmiş olduklarınızı düşünün.
86. Dostlarınızdan ve ailenizden bir şeyler öğrenmeye açık olun.
87. Bulunduğunuz konumdan mutlu olmaya bakın.
88. Hizmet vermeyi yaşamınızın değişmez bir parçası haline getirin.
89. Bir iyilik yapın ve karşılığını ne isteyin, ne de bekleyin.
90. Varlığınızı bir bütün olarak kabullenin.
91. Başkalarını suçlamayı bırakın.
92. Yardım etmeye çalışırken önceliğinizi küçük şeylere verin.
93. Unutmayın: Bundan yüz yıl sonra dünyada bambaşka insanlar olacak.
94. Sorunlarınıza olan bakışınızı değiştirin.
95. Bir tartışmaya girecek olursanız, kendi görüşünüzü savunmadan önce karşı tarafın savını anlamaya çalışın.
96. “Anlamlı başarı”nın tanımını bir kez daha yapın.
97. Duygularınıza kulak verin; size bir şey söylemeye çalışıyorlar.
98. Yaşamınızı sevgiyle doldurun.
99. Kendi düşüncelerinizin gücünü bilin.
100. “Daha fazlası daha iyidir” diye düşünmekten vazgeçin.

Bu yazı toplamda 3, bugün ise 0 kez görüntülenmiş

Etiketler:

AddThis Social Bookmark Button

Page 1 of 212»



  • buy generic viagra
  • viagra mexico
  • buy viagra on
  • buy cialis without prescription
  • buy cialis soft tab