Sıvı kaybı kalp krizini tetikliyor

30 Temmuz 2008 admin Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Bu haber özellikle kalp ve damar hastaları için. Yaz aylarında başlayan sıvı kabyı kalp krizini tetikleyebiliyor.

 

Kalp ve damar hastalığı olan kişilerde, sıcak havanın etkisiyle terleme ile birlikte vücudun aşırı sıvı kaybetmesi sonucunda kanın akışkanlığının azalmasının kalp krizine neden olabildiği belirtildi.

Yazın daha sık tüketilen sodanın içindeki sodyumun, vücutta sıvı tutulmasına neden olarak tansiyonu artırdığı için tansiyona bağlı kalp yetmezliğine ve beyin kanamalarına yol açabildiği bildirildi. Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı ve İç Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Deniz Kumbasar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yüksek hava sıcaklığının kalp damar sisteminde bazı olumsuzlara neden olabileceğini söyledi. Sıcak havanın kalp ve damar hastalıkları üzerinde doğrudan etkisi olmadığını ancak vücudun sıvı kaybetmesine bağlı sorunlara yol açabildiğini belirten Kumbasar, “Vücutta fazla sıvı kaybı olduğunda kanın akışkanlığı azalıyor. Bu azalma da kişide daha önceden kalp ve damar hastalığı olması durumunda, pıhtı oluşmasına ve kalp krizine neden olabiliyor” uyarısında bulundu. Kumbasar, sıvı kaybına bağlı bazı hormonlar salgılandığını belirterek, “Böbrek üstü bezinden salgılanan hormonlar, suyu tutmak için harekete geçiyorlar. Bu sırada da özellikle atardamarlarda çok fazla büzüşmeye neden oluyorlar. Bu da tansiyonun aşırı derecede yükselmesine ve yüksek tansiyona bağlı hayati önem taşıyan sorunların görülmesine neden olabiliyor” diye konuştu.

“İLACIN DOZUNA HEKİM KARAR VERMELİ”
Bir kişinin günde ortalama 2-3 litre arasında su tüketmesinin sağlık açısından kaçınılmaz olduğunu ifade eden Kumbasar, “Kalp ve tansiyon hastalarında, terleme ve damarların genişlemesi ile birlikte kan basıncı düşebiliyor. Tansiyon hastalarının, ilaç kullanımı, sıvı kaybı ve damar genişlemesinin de etkisiyle tansiyon değerleri düşebiliyor. Bu durumda da kimi hastalar tansiyon ilaçlarını kullanmıyorlar. Bu da ani tansiyon yükselmelerine neden olabiliyor” dedi. Kumbasar, bu tür durumlarda ilaç kullanımının kesilmesine ya da dozunun düşürülmesine kişinin değil hekimin karar vermesi gerektiğine dikkati çekti.

“TUZ SINIRLAMASI KAÇINILMAZ”
Kumbasar, kalp yetmezliği olanların soda tüketiminden kaçınmaları gerektiğine dikkati çekerek, sodanın içindeki sodyum oranının zararlı olduğunu söyledi. Tuz sınırlamasının, tansiyon ve kalp hastaları için kaçınılmaz olduğunu dile getiren Kumbasar, “Vücuttaki sıvının tutulmasına neden olan sodyum, tansiyonun artmasına neden olabilir. Tansiyon yükselmesi de kalp yetmezliği, beyin kanamalarına neden olabilir. Bu nedenle, kalp hastaları, soda tüketmemeli” uyarısında bulundu. ”

“ANİ ISI FARKI TEHLİKELİ”
Kumbasar, yaz aylarında sıcak havanın etkisinden korunmak için yaylaların tercih edildiğini belirterek, şunları söyledi: “3 bin metreden yükseğe çıkıldığında oksijen konsantrasyonu düşmektedir. Kalp hastalarının 3 bin metrenin üzerindeki yaylara gitmesini tavsiye etmiyoruz. Çünkü, bu seviyede, atmosferdeki oksijen seviyesi azalıyor. Oksijen düzeyinin azalması sonucunda da kalbin yükü artar ve kalp yetmezliği riski yükselir, nefes darlığı görülebilir.” Sıcak kaplıca ya da hamam gibi yerlerde kalp hastalarının da dikkatli olması gerektiğini ifade eden Kumbasar, ani ısı farkının tehlikeli olduğunu kaydetti. Kumbasar, “Sıcaktan ani soğuğa geçiş, damarlarda ani büzüşmeye neden olabilir ve tansiyonu 20/25 yapabilir” dedi. Ege ve Marmara gibi yerlerde soğuk deniz suyunun, damarlarda ani kasılma ve büzüşmeyle birlikte kan basıncını 13-14’ten 20/25 gibi yüksek değerlere çıkarabileceğini, beyin kanaması, kalp krizi ve kalp zorlanması gibi hayati önem taşıyan sorunların görülebileceğini belirten Kumbasar, denize atlamak yerine yavaş yavaş yürüyerek girilmesinin uygun olduğunu bildirdi.

Etiketler: , , ,

AddThis Social Bookmark Button

İşte kanserin 7 belirtisi

29 Temmuz 2008 admin Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Kanserde erken teşhisin önemini artık herkes biliyor. Peki erken teşhis için kanserin belirtilerini biliyor musunuz? İşte 7 önemli belirti;

 

Kanserde erken teşhis çok önemli. Erken teşhis için de bütün ülkelerce kabul edilmiş özel tehlike işaretlerini, diğer bir deyimle kanserin 7 habercisini mutlaka bilmeliyiz.

İŞTE KANSERİN 7 BELİRTİSİ

- Bağırsak ve mesane alışkanlıklarının değişiklikleri,

- İyileşmeyen yaralar,

- Zamansız kanama ve akıntı,

- Meme veya başka yerde sertlik,

- Hazımsızlık veya yutma güçlüğü,

- Benler veya bir siğilin belirgin değişikliği,

- Hırıltılı öksürük veya ses kısıklığı.

Bu belirtilerden şüphelenirsek ne yapmalıyız?

Kanserin 7 habercisinden herhangi birinin varlığında kişiler bir doktora başvurmalıdır. Ancak bilinmelidir ki; tanı çok defa kanser olmayabileceği gibi, bu belirtileri bulunmayan kişilerin kanser olmayacakları anlamı da çıkarılmamalıdır

YAPILMASI GEREKENLER

Ayrıca, haberci belirtileri olmayan fakat yüksek riskli olan erkek ve kadınlarda kanserin erken teşhisi için bazı öneriler, zaman zaman bazı değişiklikler göstermekle beraber, temel olarak güncelliğini korumaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Yaş 20-39 (kontrol aralığı 3 yıl): Kadınlarda; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri ve yumurtalıklar önde gelmek üzere genel muayene ve ayrıca memelerin her ay kendi kendine kontrolü ve PAP testi (seks ilişkisi erken başlayanlarda 20 yaştan önce). Erkeklerde; ağız boşluğu, tiroit bezi, lenf bezleri, testisler ve prostat önde gelmek üzere genel muayene.

Yaş 40-50 (kontrol aralığı 1 yıl): Kadınlar için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile muayene ve memelerin doktor kontrolü, kontrol aralığı 1-2 yıl olarak mamografi, ayrıca menopoz döneminde kürtaj ile rahim kontrolü. Erkekler için yukarıdakilere ek olarak makattan tuşe ile prostat muayenesi.

Yaş 50 ve üzeri (kontrol aralığı 3- 5 yıl): Kadınlarda yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, kalın barsak endoskopisi ve mamografi. Erkeklerde yukarıdakilere ek olarak dışkıda kanama testi, gerekirse kalın barsak endoskopisi.

BESLENMENİN KANSERE ETKİSİ

Görgüler ve araştırmalara dayalı sayısal değerlendirmelere göre; kanserin olası sebepleri arasında dengesiz beslenme yüzde 35 oranında yer tutmaktadır ve dengesiz beslenmenin yanına bazı yaşam alışkanlıkları eklenirse bu oran yüzde 85 değerine kadar yükselmektedir. Öncül deliller beslenmedeki antioksidanların, bitkilerdeki fitokimyasal maddelerin ve omega-3 gibi bazı yağ asitlerinin kanser gelişme riskinin azalmasında rol oynayabileceklerine işaret ediyor.

Etiketler: , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Romatizma nedir?

11 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Mikrobik tabiatta bir hastalık. Vücudun, A grubu hemolitik streptokoklar tarafından bulaşması ile ilgilidir. Ateşli ve toksit durumlar, mafsallarda ve kalpte bir çok dağınık enfeksiyon odalarında ve kalpte bir çok dağınık enfeksiyon odalarının yer alması ile özellik gösterir, Genel olarak ılıman iklim bölgelerinde görülür. Rutubetli bölgeler, hastalığın gelişmesine yol açar. Hastalığın belirtileri arasında ateş toksemi ve gezici mafsal ağrıları vardır. Bu ağrılar, ağrı dindirici ilaçlarla, çoğu zaman, gezici bir süre için kalmaz. Romatizma, çeşitli klinik tipler gösterdiği ve başka başka organlarda yer ettiği için devamlı hekim kontrolü altında tedavisi gerekli hastalıklardandır.

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Ülser Ve Gastrit Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Sindirim işinde en büyük görevi yüklenmiş olan mide, karnın üst kısmında ve ortada bulunur. Şekil bakımından arkaya yatık bir (J) harfine benzer. Üst ucundan yemek borusuna, alt taraftan da oniki parmak barsağına bağlıdır.

Sindirim esnasında asit salgılar. Mide yapı bakımından hassas bir organımızdır. Aldığımız düzensiz gıdalar, sinir sistemi bozuklukları ve fazla içki mide’de, ülser, gastirit ve mide düşüklüğü gibi hastalıklara sebep olur.

Mide düşüklüğü genellikle çok fazla yemek yiyenlerde görülen bir hastalıktır. Gereğinden fazla doldurulan Mide, karındaki dokuların gevşemesine, mide kasları ile dokularının esnekliğini kaybetmesine sebep olur. Bu da midenin belirli yerden aşağı kaymasını (düşmesini) doğurur.

Mide sarktığı zaman,çıkış kapısı gene yerinde kaldığından, alınan gıdaların boşalması çok güçleşir. Bu durumda mide, içindekileri boşaltmak için aşırı kasılmalar yapmak zorunluğunu duyar. Bu aşırı kasılmalar neticesinde, hasta midesinde şiddetli ağrılar hisseder.

Ayrıca, düşük mide, onu komşu organlara bağlayan, kasları da aşağı doğru çekeceğinden şiddetli sancılara sebep olur.

Mide düşüklüğüne zamanında müdahale edilmezse, mide kaslarındaki gevşeme devam ederek mide büyümesine yol açar. Büyüyen mide alınan gıdaları dışarı atmakta güçlük çeker. Bunun neticesinde midede uzun süre kalan gıdalar ekşimeye, kokuya ve şiddetli gaz sancılarına sebep olur.

Fazla içki,sigara,kuvvetli baharatlı yiyecekler çok soğuk veya sıcak içecekler mide zarının (Mukoza) iltihaplanmasına yol açabilir. Mide nezlesi veya tıb dilindeki adı ile “Gastrit ” denilen bu hastalık,iştahsızlık, sancı,yanma, mide bulantısı ve kusma şeklinde kendini gösterir. Hastayı devamlı bir tedirginlik ve sinirliliğe sürükler.Zamanında tedavi yoluna gidilmezse, ülser’e dönüşebilir.

Günümüzde en çok görülen hastalıklardan biri de mide ülseridir. Ülser kendini mide ağrıları kusma ve ağır hallerde de mide kanaması şeklinde gösterir.

Daha ziyade,sinir sistemi bozuk kimselerde görülen bir hastalıktır. Bunun aksini de söylemek mümkündür. Genellikle, bütün ülserlilerde aşırı sinirlilik görülür.

Ülser, mide zarı mukoz dediğimiz, mideyi kaplayan sümüksü dokunun, herhangi bir noktasının zedelenmesi neticesinde, bir asit olan mide salgısının orada bir yara meydana getirmesidir. Genellikle başlangıçta yüzeyde bulunan yara,mide asidinin etkisi ile derinlere kadar iner, hatta bütün dokuları geçerek mideyi deldiği de olur. Mide ülserinin çapı genellikle 5-25 milimetre, derinliği ise 6-20 milimetre kadardır.

İlerlemiş mide ülseri, zaman zaman mide kanamasına sebep olur. Kanama kusma ile birlikte başlar.Kan mideden hemen dışarı atılmışsa rengi kırmızıdır. Şayet bir müddet midede kalmışsa rengi, mide salgısının etkisi ile kahverengi olur.Kanama her zaman ağızdan olmaz. Dışkı ile de çıktığı görülür. Bu durumda dışkının rengi kömür gibi siyah olur.

Başlangıçta kanamalar dikkate alınıp tedavi yoluna gidilmezse hayatı tehtit eden duruma dönüşebilir. Şiddetli kanamalarda hasta kendini kaybeder. Bu durumda derhal hastaneye kaldırılmazsa hastanın hayatı tehlikeye girer.

Gerek gastirit’de, gerekse ülserin ilk dönemlerinde hastaya mide asidini belirli bir seviyede tutacak ilaçlar verilir. Böylece asidin yara üzerindeki etkisi azaltılır. Bugün uygulanan yöntemlerle gastirit ve ülserin tedavisi mümkün olmaktadır. Gecikilmiş vakalarda ise en kesin yol ameliyattır,

Etiketler: , , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Menopoz Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Tıb dilinde Menopoz denilen yaş dönümü kadınlarda adetten kesilme ile başlar. Genellikle 45-50 yaşlarında vuku bulur.

Bu devrede kadının ruhsal ve bedensel yapısında bazı dengesizlikler meydana çıkar. O zamana kadar gayet uysal tanınan bir kadının birden bire sinirli ve hırçın olduğu görülür. Ayrıca bir takım bedeni rahatsızlıklardan da şikayet etmeye başlar.

Bir kadın ve dolayısı ile bir aile için en kritik bir devre olarak sayılabilir. Bu devrede erkeğin eşine karşı anlayışlı davranması ve onun göstereceği aşırı hassasiyeti tabii karşılaması gerekir.

Aşırı ruhi veya bedeni şikayetler ortaya çıkacak olursa bu devrenin bir doktorun devamlı kontrolünde geçiştirilmesi gerekir.

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Allerji Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

İnsanların yüzde 10′nun,allerjik bir bünyeye sahip olduğu düşünülecek olursa, allerji’nin ne büyük bir dert olduğu kolayca ortaya çıkar.

Tıb’da allerji normal insanlar için zararsız olan değişik maddelere karşı,bazı kimselerin gösterdiği aşırı duyarlılık olarak tanımlanır.

Allerjiye sebep olan maddeler saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Örneğin: çeşitli yiyecekler,evcil hayvanlar, plastik veya lastik eşyalar, madenler, değişen hava şartları allerjiye, sebep olan şeylerin sadece bir kısmıdır. Hatta duygusal nedenlerin de allerjiye sebep olduğu bir gerçektir.

Allerji kalıtım yolu ile geçer. Allerjisi olanın, anne veya babasında yoksa bile,dedelerinde allerji olduğu yapılan tetkiklerden anlaşılmıştır.

Her bünyenin allerji duyduğu şey değişiktir. Örneğin: kimi kuştüyüne karşı duyarlıdır,kimi yumurtaya veya balığa.

Allerjiye sebep oları şeylerin çokluğu gibi, allerji çeşitleri de çoktur. Bunlardan en çok rastlananları, saman nezlesi , ekzema,ürtiker,çeşitli deri hastalıkları astım ve migrendir.

Bazı hallerde allerjiye hangi maddenin sebep olduğunu bulmak çok güçtür.

Allerjik bünyeye sahip olanların hangi maddeye karşı aşırı duyarlılık gösterdiklerini,deneylerle bulup o maddeden mümkün olduğu kadar uzak durmaları lazımdır.

Son zamanlarda Allerji için yeni bazı ilaçlar bulunmuştur.Bunlardan en etkili olanları,antihistaminiklerdir. Ancak, antihistaminikler,isersemlik,durgunluk gibi tesirler gösterdiğinden, mutlaka bir doktor kontrolü altında kullanılmalıdır. Allerjilerin en sıkıntı vereni astımdır. Yakın tarihe kadar astıma sebep olan maddenin ne olduğu bilinmiyordu. 1967 yılında astıma (Dermaphagoides pteronyssinus ) adı verilen çok küçük bir böcekle,bu böceğin dışkılarının sebep olduğu ortaya konmuştur. Evlerimizdeki tozların içinde yaşayan ve gözle görülmeyecek kadar küyük olan bu böcekler solunum yolu ile ciğerlere kadar ulaşmakta ve çiçek tozlarının sebep olduğu saman nezlesi gibi, ciğerlerde bir bağışıklık yaratmaktadır.

Etiketler: , , ,

AddThis Social Bookmark Button

Tansiyon Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Kanın damar çeperlerine yaptığı basınca tıp dilinde tansiyon denir.

Düşük tansiyona “hipotansiyon” yüksek tansiyona ise “hipertansiyon” adı verilir.

Günümüzün insanı daha ziyade “hipertansiyon” dan yani yüksek tansiyondan şikayetçidir.

Tansiyon yaşa göre değişik durumlar gösterir. Yaşlara göre normal tansiyon ölçüleri şöyledir :

l - 6 yaşlarında 9

6-12 yaşlarında 11

12-20 yaşlarında 12

20-30 yaşlarında 12, 5

30-40 yaşlarında 13

40-50 yaşlarında 13, 5

50-60 yaşlarında 14

60-70 yaşlarında 15

Bu rakamların üstüne çıkan durumlarda tansiyon yüksekliği sözkonusudur.

Tansiyonu yükselten çeşitli etkenler vardır. Kalp veya böbrek hastalıkları, iç salgı bezlerindeki düzensizlikler, sinir sistemi bozuklukları başlıca etkenler arasındadır.

Gelip geçici bir tansiyon yüksekliğini sinir bozukluklarına bağlamak mümkündür. Ancak devamlı tansiyon yüksekliklerinde bunun sebebini araştırmak ve bu sebebi ortadan kaldırıcı tedavi yollarına başvurmak gerekir.

Tansiyon yüksekliği çok defa belirli bir rahatsızlık vermez. Ancak çok yüksek tansiyonda baş dönmesi ve ağrısı,kulak uğuldamaları görme bozuklukları hissedilir.

Tansiyonu yüksek olanların sakin bir hayat sürmeleri yorucu çalışmalardan kaçınmaları ve gıdalarına çok dikkat etmeleri gerekir. Örneğin, et balık ve tuzlu yiyecekleri azaltmaları şarttır. Tansiyon düşürücü çeşitli ilaçlar vardır. Ancak bunların bir doktor kontrolunda kullanılması gerekir.

Tansiyon yüksekliği gibi, tansiyon düşüklüğüne sebep olan etkenlerde çeşitlidir. Bunların en çok rastlananları ciddi kalp ve böbreküstü muhafazası hastalıkları başlıca etkenlerdendir. Bunun yanısıra ruhi depresyonlar,sinir bozuklukları, yorgunluk da tansiyon düşüklüğüne sebep olabilir.

Tansiyonu düşük olanlar,bitkinlik,yorgunluk duyarlar,gözleri kararır,başları döner.

Kendilerinde devamlı başağrısı,kulak uğuldaması, başdönmesi ve gözkararması hissedenlerin tansiyonlarını kontrol ettirmeleri gerekir.

Etiketler: , ,

AddThis Social Bookmark Button

Şarbon Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Ot yiyen hayvanlarda görülen yaygın bir hastalık türüdür. İnsanlara’da kolayca bulaşabilir. Deride önce küçük bir sivilce meydana gelir. Çok geçmeden büyüyerek bir çıban manzarası gösterir. Buna halk arasında “çoban çıbanı” da denir.

Hastalık zamanında tedavi edilmezse, çıban yara görünümünü alır,zamanla mikrop kana karışarak ateşin yükselmesine sebep olur.

Şarbon mikrobu, temas, solunum veya sindirim yolu ile vücuda girebilir. Temas yolu ile alındığında deride çıban görülür. Solunum yolu ile alındığında solunum yollarında iltihaplanmalar olur. Mikroplu etlerle vücuda girdiğinde de sindirim yollarında tehlikeli ihtilatlar yaratır.

Şarbonun yayılması ancak şarbon hastalığı görülen hayvanların derhal imhası ile önlenebilir.

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Renk Körlüğü Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Üç çeşit renk körlüğü vardır. Bunlardan bir kısmı, bizim normal olarak gördüğümüz kırmızı ve yeşil renkleri görmezler. Bir kısmı ise sarı ve mavi renkleri görmezler, bütün olarak renk körlüğüne müptela kimseler ise,bunlar derecesinde yaygın değildir. Bu derdin kurbanları, genel olarak hiç bir rengi görmezler. Onlar için dünya,açıklı koyulu gölgelerden, koyu grilerden,sinemadaki siyah beyazı andıran şekillerden, çizgilerden ibarettir.. .

Etiketler: ,

AddThis Social Bookmark Button

Kekemelik Nedir?

09 Mayıs 2008 blood Kategori: Sağlık | Yorum yok »

Kekemelik bugün tamamen ruhi bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Daha ziyade küçük yaşlarda geçirilen bir şok veya korku sonunda meydana gelir.

Kekemeliğin tedavisi mümkündür.Hasta beş altı hafta müddetle rahatça dinlenebileceği değişik bir ortama götürülür hemen sonrada bu konuda uzman bir doktorun tedavisine bırakılırsa çok iyi neticeler alınabilir.

Tedavi tamamen psikolojik yöntemlere dayandığından hastanın doktoruna inanıp güvenmesi, hatta onun dostluğundan, memnuniyet duyması şarttır.Kekemeliğin tedavisi genellikle altı ile sekiz haftalık eksersizler halinde devam eder.

Bu arada bazı kekemelerin,konuşurken kekeledikleri halde gayet güzel şarkı söyledikleri çok görülmüştür.

Etiketler: ,