Sağlık

adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

8min1180

Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, akciğer kanseri, prostat ve diş tedavilerinin yan etkilerini ortadan kaldıracak bir çalışma başlattı. Teknoloji, kanserli dokuların kızılötesi lazer ışınıyla dağlanarak tedavi edilmesi ve sağlıklı doku kayıplarının en…

Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, akciğer kanseri, prostat ve diş tedavilerinin yan etkilerini ortadan kaldıracak bir çalışma başlattı. Teknoloji, kanserli dokuların kızılötesi lazer ışınıyla dağlanarak tedavi edilmesi ve sağlıklı doku kayıplarının en aza indirgenmesini hedefliyor.

Yalnızca ABD’nin ileri laboratuarlarında geliştirilen yeni nesil teknolojinin alt yapısı, yerli mühendis ve kaynaklarla tasarlanıyor.

Teknolojinin, Türkiye’deki tüm hastanelerde kullanılmasını hedefleyen araştırmacılar, Türkiye’nin bu teknolojiyi yurt içi kaynaklarıyla geliştirmesiyle ekonomiye büyük katkı yapacağını belirtiyorlar.

Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi ve Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Enstitüsü Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet Bayındır, “Tıbbı Uygulamalar İçin Kızıl Ötesi Lazer Fiberlerin Geliştirilmesi ve Uygulanması” konulu projeleri hakkında bilgi verdi.

Bayındır, Sağlık Bakanlığı ile birlikte başlattıkları projelerinin TÜBİTAK’ın kamu projeleri kapsamına alındığını ve kurum tarafından yaklaşık 3 milyon YTL ile desteklendiğini ifade ederek, projede geliştirilecek kızıl-ötesi fiberlerin sağlık uygulamalarında kullanılması için 8 ay önce çalışmalara başladıklarını kaydetti.

Projenin süresinin 3 yıl olduğunu ifade eden Bayındır, yeni nesil, kendi kendini kontrol edebilen akıllı fiberlerin tasarlanmaya başlandığını belirtti. Bayındır, bunun yanında teknolojinin Türkiye’de üretilmesi için gereken tüm altyapının proje kapsamında tamamlandığını söyledi.

Maliyeti düşecek, sağlıklı dokular zarar görmeyecek
Kızıl ötesi lazer teknolojisinin daha önce ABD’de yapılmış bir teknoloji olduğunu anlatan Bayındır, bu ülkede yavaş yavaş kullanım testlerinin başladığını belirtti.

Teknolojinin bir kaç yıl içinde tüm dünyaya yaygınlaşmasının beklendiğini ve Türkiye’nin de bu teknolojiyi kullanmasının öngörüldüğünü aktaran Bayındır, şunları söyledi:

“Bu teknoloji, Türkiye’ye geldiğinde fiber bir kablonun bir metresine bin dolar ödenecek. Ancak yerli kaynaklarla bu teknoloji üretilip tamamlandığında, bu maliyet neredeyse 1 dolara kadar inecek. Türkiye’de yaygın sigara kullanımı nedeniyle akciğer kanserlerinde büyük artış var. Türkiye’de kaç hastane ve hasta olduğunu düşünürsek bunun maliyeti de yüklü şekilde karşımıza çıkacak.

Biz bu teknolojiyle hem bu alanda insan gücü yetiştirmeye, hem teknolojinin alt yapısını kurmaya başladık. Proje, makroskopik bir preformdan metrelerce uzunlukta fiber elde edilen bir yöntem geliştirdiğimizden teknolojinin üretim maliyetlerini de oldukça önemli oranda düşürdük.”

Çalışmalarında fiberlerin optik, termal ve mekanik özelliklerinin inceleneceğini ve hayvanlar üzerinde gerekli testler tamamlandıktan sonra, kullanıma hazır hale getirileceğini dile getiren Bayındır şöyle devam etti:

“Yakın bir gelecekte bu yeni nesil fiberler sayesinde, vücut içinde ve dışında yapılan operasyonlarda kızıl ötesi lazer teknolojisi yerini almaya başlayacaktır. Özellikle boğaz ve akciğerdeki kanserli dokuların dağlanarak tedavi edilmesinde, çok ince bir katman halindeki kanserli dokuların dağlanarak tedavi edilmesinde kullanılması öngörülmektedir.

Erkeklerde prostat kanserlerinin tedavilerinde de sık karşılaşılan sorun, şu andaki lazerlerin sağlıklı dokulara da zarar verme ihtimalleri. Dolayısıyla iç kanamaya sebebiyet vermesi gibi çeşitli sorunlar doğabiliyor. Ancak yeni teknolojide bu ihtimaller neredeyse sıfırlanacak. Diş tedavilerinde de kullanılacak bu teknolojiyle dişin içinde bir iltihaplanma durumunda da halen kullanılan matkapla kesme işlemlerinin yerini bu teknoloji alacak. Kısaca yeni teknoloji sağlıklı dokulara zarar vermeyecek.”

Bayındır, dünya genelinde 20 milyar YTL pazar değeri olan teknolojinin, akıllı fiber projesi kapsamında en kısa süre içerisinde tamamen yerli imkânlarla üretilmesinin ve Türkiye’deki tüm hastanelerde kullanılarak, bu alanda dünyaya öncülük etmeyi hedeflediklerini söyledi.

Teknoloji için gerekli cihazları da yapıyorlar
Çalışmada, 24 kişilik bir ekibin görev aldığını kaydeden Bayındır, matematiksel hesaplamalardan son ürüne kadar tüm alt yapı çalışmasını bu araştırmacıların yürüttüğünü bildirdi.

Teknoloji için gerekli “Film Kaplama Cihazını” bu ekibin başarıyla geliştirdiğini aktaran Bayındır, “Bu cihaz, ABD’de de 300 bin dolara mal olmuştu. Bunu ABD’deki bir şirkete yaptırsaydık her problemde şirketle görüşmek zorundaydık. Ancak, bu konuda bir Türk şirketle çalıştık ve maliyetin çok az bir miktarına bu cihazı yaptık. Cihazın her türlü sistemini kontrol edebiliyoruz” diye konuştu.

Ne kadar yol aldılar?
Proje kapsamında pek çok çalışmayı tamamladıklarını ve Türkiye’nin ilk araştırma maksatlı “fiber tower” denilen 4 metre civarındaki bir kulenin yapım çalışmalarını tamamen yerli imkânlarla tamamladıklarını bildiren Bayındır, “Karbondioksit lazerlerimizle doku dağlama deneyleri yapıyoruz. Fiberlerin yapımı için çok az bir yolumuz kaldı. Şu an bir yandan da daha önce yurt dışında ürettiğimiz fiberlerle lazerle yakma işlemlerine de başladık” dedi.

Doç. Dr. Mehmet Bayındır, yakma işlemlerinin ardından fiber kulesinde çekme işlemlerine başlayacaklarını belirterek, bu işlemleri de başarıyla bitirmeleri halinde teknolojinin hastanelerde kullanılmaya başlanacağını söyledi.

Kanserli dokuların lazer ışınıyla tedavisi hedefleniyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1250

Evlerde biriken radon gazı, akciğer kanserine yol açıyor. Radondan korunmanın tek yolu evleri havalandırmak. Dünya genelinde akciğer kanseri vakalarının yüzde 15’ine neden olduğu belirtilen radon gazına karşı evlerin sürekli havalandırılması…

Evlerde biriken radon gazı, akciğer kanserine yol açıyor. Radondan korunmanın tek yolu evleri havalandırmak. Dünya genelinde akciğer kanseri vakalarının yüzde 15’ine neden olduğu belirtilen radon gazına karşı evlerin sürekli havalandırılması gerekiyor.

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, “Havadaki radon gazı, yağmur yağdığı zaman toprağa, çatlak duvarlar aracılığıyla da topraktan evlere giriyor. Sürekli biriktiği için, özellikle kış aylarında havalandırılmayan evlerde önemli oranda radon gazı bulunuyor” dedi.

Evlerde biriken bu gazın sigara içilmesiyle aktif hale geldiğini ve solunarak ciğerlere alındığını belirten Uslu, bu durumda zararın daha büyük boyutlara ulaştığını anlattı. Röntgenlerdeki x ışınlarından bile 20 kat zararlı olan bu gaza karşı özellikle bodrum katlarında oturanların dikkat etmesi ve ölçüm yaptırmasını öneren Uslu, “Radon genellikle bodrum katlarındaki evlerde birikiyor. Küçük bir ücretle Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) bu ölçümü yapıyor” dedi.

Havasız evlerdeki radon gazı kanser yapıyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

6min1260

Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliği, İngiltere’de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı. Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı…

Acı kırmızı biberin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkileri, özellikle kanser hücrelerini yok eden özelliği, İngiltere’de yapılan bir araştırmayla bir kez daha doğrulandı. Nottingham Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, jalapeno biberinin (acı kırmızı biber) içinde bulunan “kapsaisin” maddesinin, hücrelerin enerji üreten ısı odası mitokondriye saldırarak, kanser hücrelerinin ölümünü tetiklediği belirlendi.

Araştırmaya göre, kapsaisindeki molekül ailesi vaniloidler, kanser hücrelerindeki protein gelişimine engel olarak “apostosis”i veya hücre ölümünü tetikliyorlar. Vaniloidler, bunu yaparken, etraftaki sağlıklı hücrelere zarar vermiyorlar.

Kapsaisin etken maddesini akciğer ve pankreas kanser hücrelerinde deneyen bilim adamları, bu etken maddenin tümörlü hücrenin tam kalbine saldırdığını belirterek, “Tüm kanserlerin (Aşil topuğunu) keşfettiğimizi düşünüyoruz” diye konuştular.

Araştırmaya başkanlık eden Timothy Bates, kanserli hücredeki mitokondrinin biyokimyasal yapısının normal hücrelerdekinden çok farklı olduğunu kaydetti.

Bates, bir doz kapsaisinin bir kanser hücresinin apostosise girmesine yol açtığını, ancak normal hücrede bu sonuca yol açmadığını belirterek, “Bu, kanserli hücreleri doğuştan diğerlerinden ayıran ve savunmasız olduğunu gösteren bir durum” dedi.

Türkiye’de sıklıkla tüketilen acı kırmızı biberde de yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin başta kanser olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu hekimlerce daha önce dile getirilmişti.

Türkiye ve ABD’deki çalışmalar
Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi’nde geçen yıl yapılan bir araştırmada da acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisinin, kanser başta olmak üzere birçok sağlık sorununda olumlu etkiye sahip olduğu belirlenmişti.

Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, çalışmalarının sonuçlarına göre, kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan kapsaisin maddesinin insan sağlığı üzerine birçok olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade etmiş, “Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi yok ediyor, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Sanıldığının aksine kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor” diye konuşmuştu.

Yılmaz, bu faydaların sağlıklı kurutulmuş ya da taze yenilen kırmızı biberde görüldüğünü bildirmişti.

ABD’nin Los Angeles kentindeki Cedars-Sinai hastanesi Kanser Enstitüsü ve Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir başka araştırmada da kırmızı biberin içinde yoğun olarak bulunan ve acılığını veren kapsaisinin, prostat kanseri hücrelerini yok eden etkisi ortaya çıkarılmıştı.

Los Angeles’taki Cedars-Sinai Hastanesi Kanser Enstitüsü ve California Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, acı kırmızı biberde yoğun olarak bulunan alkaloid madde kapsaisin, kanserli prostat hücrelerine enjekte edildiğinde, bunların parçalanarak yok olmalarını sağlıyor.

İsot – capsicum – anitum
Türkiye’de isot (ısı otu), bilim çevrelerinde ise “capsicum anitum” adıyla bilinen kırmızı acı biber, sevilerek tüketilen ve kültürü yapılan bir bitki.

Anavatanının Meksika olduğu sanılan ve Azteklerin yazılı belgelerinde söz ettikleri kırmızı acı biber, Avrupa’ya 15. yüzyılın sonlarında geldi, 16. yüzyılda kıta ülkelerine ve Osmanlı topraklarına yayıldı.

Kırmızı biberi en çok tüketen ülkelerden olan Hindistan’a ise bu bitki 17. yüzyılda Portekizliler tarafından ulaştırıldı. Hint ve Meksika mutfağında çok sık kullanılan kırmızı acı biber, Türkiye’de en fazla Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilmekte ve tüketilmekte.

L.T. Tresh adlı bilim adamı, 1846 yılında bibere acılığı veren maddenin kristal yapısında olduğunu tespit ederek, adını “capsaicin-kapsaisin” koymuştu.

Acı kırmızı biber kanser hücrelerinin ölümünü tetikliyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1290

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Çağırıcı, son yıllarda akciğer kanserine yakalanan hasta sayısında büyük bir artış yaşandığını belirtti. Doç. Dr. Ufuk Çağırıcı, “Feminizmin etkisiyle kadınların…

Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Çağırıcı, son yıllarda akciğer kanserine yakalanan hasta sayısında büyük bir artış yaşandığını belirtti. Doç. Dr. Ufuk Çağırıcı, “Feminizmin etkisiyle kadınların da sigara içmeye başlaması, onlar arasında akciğer kanserine yakalanma oranını çok yükseltti.” dedi.

Kliniklerinde 2005 yılında akciğer kanseri sebebiyle ameliyat ettikleri hasta sayısı 100-150 dolayındayken geçen yıl bunun yüzde 15 artarak 200’e yaklaştığını kaydeden Doç. Dr. Çağırıcı, “Akciğer kanseri ancak erken dönemde yakalanırsa ameliyat edilebiliyor. Bu sebeple sigara içen ve 40 yaş üstündeki kişilerin öksürük, balgamda kan, göğüs ağrısı gibi şikayetlerinde vakit kaybetmeden göğüs hastalıkları hekimine başvurması gerekir.” şeklinde konuştu. Geçmiş yıllarda akciğer kanserine daha çok 60 yaş üzerinde rastlandığını ancak son zamanlarda görülme yaşının 40’lara kadar indiğini belirten Çağırıcı, “Hastalık erken evrede yakalanırsa, ameliyatla başarı şansı yüzde 70-80 dolayında. Orta evrede ise ameliyatın yanında radyoterapi ve kemoterapi öneriyoruz.” dedi.

Erken dönemde yakalanırsa akciğer kanseri önlenebiliyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min1170

Domatese kırmızı rengini veren içindeki ‘likopen’ maddesinin erkeklerde görülen prostat kanserine karşı etkili olduğu ve 50 yaşın üzerindeki erkeklerin günde en az 3-4 domates tüketmesi gerektiği bildirildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi…

Domatese kırmızı rengini veren içindeki ‘likopen’ maddesinin erkeklerde görülen prostat kanserine karşı etkili olduğu ve 50 yaşın üzerindeki erkeklerin günde en az 3-4 domates tüketmesi gerektiği bildirildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Üroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Atilla Gör, domatesin, birçok hastalığın yanı sıra erkeklerde görülen prostat kanserine karşı etkili olduğunu söyledi.

Prostat kanserinin, erkeklerde en sık görülen kanser türlerinin başında geldiğine ifade eden Prof. Dr. Gök, şöyle devam etti: “Prostat büyümesi 50 yaş civarı erkeklerin yüzde 30’unda, 60 yaşındaki erkeklerin yüzde 50’sinde, 80 ve daha yukarı yaşlardaki erkeklerin ise yüzde 90’ında görülebilir. Büyüyen ve uzun süre tedavi edilmeyen prostat, idrar birikmesi, idrar yolu iltihabı, gözle görülür şekilde idrardan kan gelmesi ve seyrek de olsa böbrek yetmezliği gibi önemli rahatsızlıklara sebep olabiliyor.

Domatesin içerisinde bulunan ‘likopen’ denilen madde, prostat kanserinin oluşumu engelleyebiliyor. 50 yaşının üzerinde bulunan erkekler, her gün en az 3-4 tane domates yemeli. Domatese kırmızı rengini veren ‘likopen’ adlı antioksidan maddenin tek başına kansere karşı koruyucu etkisi fazla değil. Sebzenin bütün olarak yenmesi gerekiyor.”

Domatesin, prostat kanserine karşı etkisinin daha önce Illinois Üniversitesi’nde yapılan araştırmalar sonucu belirlendiğini ifade eden Prof. Dr. Gör, “Domatese kırmızı rengini veren içindeki ‘likopen’in, çeşitli kanser risklerini önlediği ve sağlık sorunlarına karşı vücudun direncini artırdığı belirlendi. Domatesin içeriğindeki A, B1, B2, C ve K vitaminleri ve çeşitli minerallerle adeta bir sağlık deposu.” açıklamasında bulundu.

Domatesdeki likopen prostat kanserini önlüyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1130

Sigaranın insan sağlığına yeni bir zararı daha tespit edildi. İsrailli bilim adamları, tükürükteki koruyucu molekülleri tahrip eden sigaranın ağız kanseri riskini arttırdığını söyledi. Laboratuvarda sigara dumanıyla temas ettirilen tükrüğün, ağzı…

Sigaranın insan sağlığına yeni bir zararı daha tespit edildi. İsrailli bilim adamları, tükürükteki koruyucu molekülleri tahrip eden sigaranın ağız kanseri riskini arttırdığını söyledi. Laboratuvarda sigara dumanıyla temas ettirilen tükrüğün, ağzı koruyan özelliğini yitirmekle kalmadığı, ayrıca, başlı başına hücrelere zarar verici hale geldiği belirtildi.

Tükürüğün sigara dumanına teması ne kadar uzarsa, hücrelere vereceği zarar da artıyor. İsrail’de bir teknik üniversitede yapılan araştırma, İngiltere’de yayımlanan tıp dergisi British Journal of Cancer’de yer aldı.

Sigaranın damarlara, kan dolaşımına, sindirim sistemine, gırtlağa ve en önemlisi solunum yolları ve akciğerlere ağır zararı olduğu bilinmekteydi.

Sigara ağız kanseri riskini artırıyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min1160

ABD’li bilim adamları kansere yakalanmayan bir fare türü geliştirdiklerini açıkladı. Süperfare’yi kansere karşı koruyan genin, insanlar için de daha güvenli ve etkili tedavi yöntemlerinin yolunu açması umuluyor. Cancer Research dergisinde…

ABD’li bilim adamları kansere yakalanmayan bir fare türü geliştirdiklerini açıkladı. Süperfare’yi kansere karşı koruyan genin, insanlar için de daha güvenli ve etkili tedavi yöntemlerinin yolunu açması umuluyor. Cancer Research dergisinde yayımlanan araştırmaya göre daha aktif bir “Par-4” geni taşıyan fareler tümör geliştirmiyor, hatta daha uzun yaşıyor.

Araştırmayı yapan Kentucky Üniversitesi ekibi bulgularını insanlara da uyarlayabileceklerini söylüyor. Ancak İngiltere’de bu alanda en önde gelen araştırma kuruluşu olan Cancer Research UK, kaydedilen ilerlemenin yalnızca farelerde geçerli olmadığını kanıtlamak için daha fazla çalışmaya gerek olduğunu belirtti.

Par-4 geni 1990 yılında, insanlardaki prostat kanseriyle ilgili araştırmalar yapılırken keşfedilmişti. Bu genin “programlı hücre ölümü” denen, vücudun hasarlı ya da hatalı hücreleri bulup yok etme mekanizmasında rol oynadığı sanılıyor.

Kentucky Üniversitesi ekibi Par-4 geninin kanserle mücadelede işe yarayıp yaramayacağını anlamak için bu hastalığa karşı özellikle hassas olduğu bilinen bir fare türünü kullandı. Geni dişi farelerin yumurtalarına aşılayan bilim adamları, hem bu farelerden doğan yavrularda hem de onların yavrularında genin aktif kaldığını gözlemledi. Aktif Par-4 genini taşıyan fareler hiçbir kanser türüne yakalanmadı.

Bilim adamları bu tekniğin insanlara da faydalı olması için çok sayıda araştırma yapılması gerektiğini vurguluyor.

Kansere yakalanmayan süperfare insanlar için de umut


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

4min1200

Sindirim sistemi hastalıklarının ve özellikle mide-barsak kanalı kanserlerinin erken tanısının, endoskopi kullanılarak mikroskobik olarak görüntülenmesini sağlayan ‘Endomikroskopi’ sayesinde daha hızlı ve doğru şekilde yapılabileceği, böylece tıp alanında büyük bir hayalin…

Sindirim sistemi hastalıklarının ve özellikle mide-barsak kanalı kanserlerinin erken tanısının, endoskopi kullanılarak mikroskobik olarak görüntülenmesini sağlayan ‘Endomikroskopi’ sayesinde daha hızlı ve doğru şekilde yapılabileceği, böylece tıp alanında büyük bir hayalin gerçekleşmiş olduğu bildirildi.

‘Endomikroskopi’yi meslektaşlarına tanıtmak üzere Bursa’ya gelen Alman bilim adamı Prof. Dr. Martin Goetz, yaptığı açıklamada, biyopsi almadan işlem anında tanı konulmasını sağlayan sistemin, özellikle gastrointestinal (mide-barsak kanalı) kanserlerin erken tanısında büyük bir umut kaynağı olduğunu söyledi.

Bu yöntemde, sindirim sisteminin aynı anda mikroskobik olarak incelenmesinin mümkün olduğu belirten Prof. Dr. Goetz, şöyle devam etti:
“Endomikroskopi, endoskopi esnasında dokunun bin kat kadar büyütülerek, histolojik görüntülerin alınması yöntemidir. Bu yöntem dünyada yeni yeni uygulanmaya başlamıştır. Türkiye’de henüz bu yöntem kullanılmamakta. Yöntemin Türk meslektaşlarım tarafından da kullanılması amacıyla Türkiye’ye geldim. Endomikroskopi, özellikle erken ve doğru tanıda yol gösterici olmaktadır. Önceden, canlı bir organizmada bakteriyi ya da organizmadaki birtakım lezyonları canlı olarak görmek bizim için hayaldi. Ama bu hayalimiz artık gerçek oldu. Dolayısıyla bu, tıp alanındaki müthiş bir gelişme.”

“Çok deneyimli gastroenterologlara ihtiyaç var”
Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin kullanılabilmesi için derin patoloji bilgisi bulunan, çok deneyimli gastroenterologlara ihtiyaç olduğunu kaydetti.

‘Endomikroskopi’nin ilk olarak bir Japon firması tarafından uygulandığını bildiren Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin özellikle Almanlar tarafından daha çok geliştirildiğini ve kullanıldığını söyledi.

Prof. Dr. Goetz, ‘Endomikroskopi’nin, normalde ‘Gastoskopi’ ya da ‘Kronoskopi’den prosedür olarak bir farkı bulunmadığını, bu yöntemlerin maliyetlerinin de aşağı yukarı aynı olduğunu belirtti.

Teknolojik hayattaki değişimlerle birlikte bu tür tekniklerin gelişmeye devam etmesini beklediklerini ifade eden Prof. Dr. Goetz, bu tekniğin de faydalarının anlaşılmasının ardından kullanımının dünya genelinde hızla yaygınlaşacağını söyledi.

Endomikroskopi kanserin erken tanısında umut vaat ediyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1140

İngiltere’de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu. Kanser Araştırma Enstitüsünden Profesör Tim Key ve ekibinin yaptığı…

İngiltere’de yapılan bir araştırma, her gün az da olsa şarap ya da bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini artırdığını ortaya koydu. Kanser Araştırma Enstitüsünden Profesör Tim Key ve ekibinin yaptığı araştırma, günde 2 büyük kadeh şarap ya da 2 bardak bira içmenin bağırsak kanserine yakalanma riskini yaklaşık yüzde 25 artırdığını gösterdi. Her gün bir kadeh şarap ya da bir bardak bira içenlerinse hastalığa yakalanma riskinin yüzde 10 arttığı ortaya çıktı.

Key, Daily Telegraph gazetesinde yayımlanan açıklamasında, “Araştırmalar çok açık şekilde ne kadar alkol alınırsa bağırsak kanserine yakalanma riskinin o kadar arttığını gösteriyor” dedi.

“Riskin artışı çok önemli değil, ancak insanların alkol tüketimini sınırlandırarak başta bağırsak kanseri olmak üzere bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltabileceklerini anlaması gerek” diye konuştu.

International Journal of Cancer dergisinde yayımlanan ve 6 yıl süren araştırmaya, 10 Avrupa ülkesinden 1800’ü bağırsak kanserine yakalanmış 478 bin kişi katıldı.

Şarap bağırsak kanseri riskini artırıyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

2min1320

Uzmanlar, tütsü dumanına uzun süre maruz kalmanın kanser riskini artırdığını açıkladı. ABD’nin Minnesota Üniversitesi Kanser Araştırmaları Merkezi ve Danimarka’nın Statens Serum Enstitüsünün ortak araştırması, 40 yılı aşkın süredir her gün…

Uzmanlar, tütsü dumanına uzun süre maruz kalmanın kanser riskini artırdığını açıkladı. ABD’nin Minnesota Üniversitesi Kanser Araştırmaları Merkezi ve Danimarka’nın Statens Serum Enstitüsünün ortak araştırması, 40 yılı aşkın süredir her gün tütsü yakanların bazı kanser türlerine yakalanma riskinin diğerlerine göre yüzde 70 oranında arttığını ortaya koydu.

Çin’de 61 bin kişinin 2005’e kadar evinde ne kadar sıklıkla tütsü yaktığını araştıran bilim adamları, tütsünün yaydığı dumanla dil, sinüs ve ağız gibi bazı kanser türlerine yakalanma riski arasında bağ olduğunu belirledi.

Araştırmaya imza atanlardan Koh Woon-Puay, “Tütsü dumanına uzun vadede kronik olarak maruz kalmaktan bahsediyoruz. İnsanlara tütsü yakmayı bıraksınlar demiyoruz, dumana maruz kalma süresinin azaltılmasını öneriyoruz” dedi.

Tütsü dumanı kanser riskini artırıyor