Şifalı Bitkiler

adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

8min3900

Kainatın eczanesi, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında çok olumlu sonuçlar sağlıyor. Saf bitki özleri, bitkiler ve bitkisel kremler kullanarak dört ay içinde bu sorundan kurtulabilirsiniz. Bitkisel sağlıkta,…

Kainatın eczanesi, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında çok olumlu sonuçlar sağlıyor. Saf bitki özleri, bitkiler ve bitkisel kremler kullanarak dört ay içinde bu sorundan kurtulabilirsiniz.

Bitkisel sağlıkta, Precelsus’un “Bütün dağlar, tepeler ve otlaklar birer eczanedir” sözünü kendisine ilke edinen Herbalist Tarkan Güveloğlu, özellikle sedef ve vitiligo gibi bir çok insanın yaşadığı cilt sorunları üzerine çalışıyor. Herbalist Tarkan Güveloğlu’nun uyguladığı bitki özleri ile iyileşen sedef hastası Mustafa Eryılmaz uzun yıllardır taşıdığı sedeflerinden kurtuldu.

“Geçmez” diye bilinen bu hastalıkların saf bitki özleri ile tedavi edildiğini vurgulayan bitki uzmanı Güveloğlu, “Bu cilt sorunları toplumun yüzde 2’sinde mevcut” diyor. Saf bitki özleri, bitkiler ve bitkisel kremler kullanarak dört ay içinde bu sorunların giderildiğini belirten uzman, on beş yıldır bitkilerle ilgilendiğini ve bu yöntemle söz konusu hastalıklardan kurtulan bir çok insan bulunduğunu anlatıyor. Bu konular üzerine araştırmalar yapan, bir bitki özleri fabrikası bulunan ve Avrupa’ya da bitki özü ihraç etmeye hazırlanan Tarkan Güveloğlu, özellikle cilt sorunları konusunda yıllardır bitki formülleri üzerine emek harcıyor.

Sedef için sonuç iyi
En büyük başarı şansını sedef hastalığında yakalamış. Bugüne kadar çok sayıda kendisine gelen sedef hastasının durumuyla ilgilendiğini ve büyük çoğunluğunda sorunu çözdüğünü belirten Güveloğlu, “Özellikle saf bitki özleri, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında çok iyi bir sonuç sağlıyor.

Öncesi ve sonrası
Tesisat İşçisi Mustafa Eryılmaz da başarılı sonuç alınan sedef vakalarından biri… Fotoğraflarla da iyileşmeyi kayda alan herbalist, gelişme hakkında şu bilgileri veriyor: Deriye renk veren hasta hücrelere sinirsel uyarı gitmediğinden vücutta beyaz lekeler oluşuyor , ancak sabırlı bir bitkisel uygulama sürecinden sonra lekeler yok olabiliyor. “Ancak Vitilgo’da iyileşme oranı sedef”e göre daha az, yüzde 50 başarı şansı var” diyor uzman. Hazırladığı bitki özü tedavisinin çok yaşlılar, çok sigara ve alkol kullananlar ile ağır depresyon geçirenlerde etkili olamayabileceğinin altını çiziyor. Güveloğlu’nun yararlandığı “kainatın eczanesi”, tıbbın çare bulmak için yıllardır çalıştığı sedef hastalığında olumlu sonuçlar sağlıyor.

Uyguladığı bitki özleri ile iyileşen sedef hastası Mustafa Eryılmaz, hastalığı bu yolla yenenlerden biri. “Doğaya inanmak çok önemli. Sabırla bitkisel tedaviyi uyguladım ve bu hastalıktan kurtuldum” diyen Eryılmaz 25 yaşında bir tesisat işçisi ve ilk kez bir doğal yöntemi denemiş.

Önce doktor raporu
Sedef ve egzama genellikle aşırı stres ve üzüntü ile paralel gelişiyor Sedef’te da planlı bir bakım süreci uyguluyor Güveloğlu. Bitki özleri, bitkisel kremler ve bitkisel losyondan oluşan terkibi uygulamak içir önce doktor raporu isteyen Güveloğlu, “önce teşhis konulmalı. ‘Ülserim’ diye gelen birisini doktora gönderiyorum, bana tekrar geldiğinde ‘midemdeki ağrı kanserdenmiş’ diyebiliyor. Dolayısıyla bu konuda çok hassas davranıyorum” diyor. Herbalist, doğada bütün hastalıkları giderecek bilginin saklı olduğunu ve kendilerinin yeni çalışmalar içinde olduklarını ifade ediyor.

Rastgele bitki kullanımının yanlışlığına da değinen herbalist Tarkan Güveloğlu, örneğin bir şeker hastasının meyan kökü kullanması durumunda şekeri yükselteceğine dikkat çekiyor. Güveloğlu, bitkisel tedavinin 3 bin yıllık bir serüven olduğunu, tarih boyunca tüm uygarlıkların bu yöntemden yararlandıklarını söylüyor. Sedef hastalığında az da olsa netice alınamayan insanlar da olduğunu, hiçbir bitkisel tedavide yüzde 100 kesin sonuçlardan söz edilemeyeceğini vurguluyor.

Çağlar boyunca doğadaki iksirler
M.Ö.3 000 yıllarına ait tabletlerde de bitkisel ilaçlarla tedavilerin kullanıldığını belirten Güveloğlu Mezopotamya Uygarlığı döneminde, bilinen bitkisel drogların miktarının 250 dolayında olduğunu, bu döneme ait tabletlerde adamotu, eğir kökü, hardal, kekik, meşe mazısı, rezene ve safran gibi bitkisel droglardan söz edildiğini belirtiyor.

Grek uygarlığında da bitkisel tedavi ve bitkisel droglar hakkında çok önemli eserler yazıldığının altını çiziyor. “Doğa çağlar boyunca insanı yanıltmadı” görüşünü savunan Herbalist, hekimliğin babası Hipokrat’ın, 150 ‘ye yakın eserinde, tedavi amaçlı yaklaşık 400 drogtan söz edildiğini ve bunların büyük çoğunun bitkisel droglardan oluştuğunu hatırlatıyor. “Örneğin bu bilgiler arasında güçlü müshil olarak hintyağı, mahmude ve ebucehil karpuzu gibi bitkilerden yararlanılarak yapılan tedavi yer alır. İdrar arttırıcı olarak da sarımsak, soğan, salatalık, kavun, karpuz ve rezeneden söz edilir.

Uykusuzluk çekenler için haşhaş ve adamotu gibi bitkisel drogları tavsiye eden Tıbbın Babası, boğaz hastalıklarında ise kereviz, nane ve kekik bitkileri ile yapılan gargaralardan söz eder.”

M.Ö.3000 yıllarında Sümerlere ait tabletlerdeki bilgiler içinde bitkisel ilaçlarla tedavilerin mevcut olduğunu, bitkisel ürünlere olan bu ilginin çağlar boyu kuşaklardan kuşaklara günümüze kadar aktarıldığını vurguluyor Herbalist Güveloğlu.

Sedefin çaresi bitki özlerinde


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

7min1620

Bakteriler, birçok etken maddeye sahip olan bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık geliştiremediğinden, hastalıkların tedavisinde uzun yıllar aynı şekilde etkisini korur. Bu nedenle uzmanlar, hastalıkların tedavisinin bitkilerle desteklenmesi gerektiği görüşünde birleşiyor. Virüslerin,…

Bakteriler, birçok etken maddeye sahip olan bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık geliştiremediğinden, hastalıkların tedavisinde uzun yıllar aynı şekilde etkisini korur. Bu nedenle uzmanlar, hastalıkların tedavisinin bitkilerle desteklenmesi gerektiği görüşünde birleşiyor.

Virüslerin, bakterilerin her geçen gün antibiyotiklere karşı bağışıklık kazandığı bilinmektedir. Dolayısıyla gelecek yıllarda şu an kullandığımız birçok antibiyotiğin işe yaramayacağı bir gerçektir. Bakterilerin bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanması pek mümkün değildir.

Bakterilerin bitkilere karşı bağışıklık kazanamamasının nedeni bir bitkinin içerisinde antibiyotik özelliği gösteren birçok maddenin var olmasıdır. Örneğin sarımsakta 50 civarında, civanperçeminde 100 den fazla değişik bileşimli antibiyotik özelliği gösteren madde vardır. Bunların hepsi birbirini tamamlayan maddelerden oluşmuştur. Dolayısıyla bakteriler bu kadar değişik bileşiğe karşı bağışıklık oluşturamamaktadır.

Antibiyotiği yarım bırakmayın
Buna karşılık, penisilin penisilindir, tetrasiklin tetrasiklindir. Fakat bu “kesinlikle antibiyotik kullanmayın” anlamına gelmemelidir. Antibiyotikler, tarihimizde verem gibi ölümcül hastalıklardan insanları kurtarmıştır ve daha birçok sağlık sorunlarımızda başarıyla kullanılmaktadırlar. Gerektiğinde antibiyotikleri doktor kontrolünde dikkatlice kullanmak gerekmektedir. Antibiyotikler yarım bırakılmamalıdır. Hatta rahatsızlık geçtikten sonra bile birkaç gün devam edilmelidir.

Sarımsak bakterilere etkili
Antibiyotik tedavisine başladıktan sonra bakterilerin direnci kırılmaya başlar ve kişi iyileşme belirtileri gösterir. Bu sırada kişi kendini iyi hissedip de antibiyotik tedavisini yarım bırakırsa bir müddet sonra zayıflatılmış olan bakteriler tekrar güç kazanarak kişiyi yine hasta ederler. Üstelik kullandığınız antibiyotiğe karşı direnç geliştirerek. Yani o antibiyotik artık o bakteriye karşı etkili olamayabilir. Bakteriler, birçok etken maddeye sahip olan bitkisel antibiyotiklere karşı bağışıklık geliştirememektedir. Sarımsağın karmaşıklığına örnek verecek olursak, sarımsakta otuza yakın etken maddenin yanı sıra, bilinmeyen en az 35 bileşik daha bulunmaktadır. Dolayısıyla sarımsak sürekli olarak fayda sağlayan bir madde olarak kullanılabilmektedir.

Bağışıklık sistemini güçlendirin
Günlük hayatımızda antibiyotik özelliği olan besinleri kullanarak ve iyi beslenip bağışıklık sistemimizi güçlü tutarak hastalıklardan korunabiliriz.

Bal, sarımsak, soğan, zercefil, meyankökü, tane karanfil, adaçayı, ekinezya, okaliptüs ve kekik günlük hayatımızda kullanabileceğimiz, çayını yapıp içebileceğimiz antibiyotik özelliği olan bitkisel maddelerdendir.

Keten tohumu bağırsakları çalıştırıyor

Gerekli malzemeler: Keten tohumu (çekilmiş, toz), sinameki, rezene, anason.

Kullanılışı: Bir su bardağı kaynar su içerisine 5-6 yaprak sinameki yaprağı, birer çay kaşığı anason ve rezene havanda ezilerek konulacak. 15 dakika demlenerek aç iken günde 1-2 bardak içilecek (sinameki miktarını artırmayın, bağırsak tembelliği yapabilir). Günde 1 defa aç iken bir yemek kaşığı keten tohumu tozu su ile içildiğinde de bağırsakları çalıştırmaktadır. Yan etkisi yoktur. Günde 3 yemek kaşığı alınabilir. Ayrıca kayısı, erik, incir kurusu veya tazesi öğün aralarında yendiğinde bağırsakların çalışmasını hızlandırır. Çay, kahve, kola, muz, çikolata, bira ve şarap kabız olmanızı kolaylaştıran yiyeceklerdendir.

Kanser tedavisinde sarı civanperçemi
Civanperçemi de birçok rahatsızlıkta kullanılan etkili bir bitkidir. Yara kapatıcı, damar büzücü etkisi vardır. Dahilen ve haricen hemoroid tedavisinde kullanılabilir. Ülser ve gastritte de faydalıdır. Adet söktürücüdür ve adet sancılarına iyi gelir. Menopoz dönemlerinde faydalıdır. Mesane (İdrar kesesi) sarkmalarında kullanılabilir. Kanser tedavisinde de yer alması gereken bitkilerdendir.

Hemoroid için; 2 litre kaynar suya 30 gr sarı civanperçemi atılarak 1 dakika kaynatılır. 15 dakika bekledikten sonra ılık hale getirilip oturma banyosu yapılmalıdır.

İçmek için ise; 1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı civanperçemi ezilerek konulur. 20 dakika demlenip süzülerek içilmelidir.

Adet düzensizliğine rezene
Kullanılması gerekenler: Adaçayı, hayıt tohumu, sarı civanperçemi, rezene, papatya, kırkkilit otu (atkuyruğu)

Kullanılışı: 3 su bardağı kaynar su içerisine bu bitkilerden ezilmiş olarak birer çay kaşığı atılarak 20 dakika demlenecek. Sonra süzülüp sabah, öğlen, akşam 1 su bardağı aç iken içilecek (yemeklerden 20 dakika önce). 2 ay düzenli olarak devam edilmelidir. Gün içerisinde çay, kahve, kola, sigara mümkün olduğunca içilmemelidir. Çay olarak kuşburnu, melisa, ıhlamur, adaçayı içilebilir.

Önemli not: Bitkiler toz haline getirilip bekletilmemelidir. Toz haline getirilip hemen kullanılmalıdır. Bitkileri parçalayıp toz haline getirilip bekletildiğinde içeriğindeki etken uçucu maddeler azalabiliyor.

Bakterilere karşı bitkisel antibiyotikler


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

10min1070

Sakın ‘Ottur zararı yoktur’ demeyin. Şifalı bitkilerin hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğini bilmiyorsanız dikkatli olun. Uzmanlar, halk arasında sıkça kullanılan bitkisel ürünlerin zararları ve tüketirken dikkat edilmesi gereken…

Sakın ‘Ottur zararı yoktur’ demeyin. Şifalı bitkilerin hangi durumlarda ve ne şekilde kullanılması gerektiğini bilmiyorsanız dikkatli olun. Uzmanlar, halk arasında sıkça kullanılan bitkisel ürünlerin zararları ve tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgiler veriyor…

Memorial Hastanesi İç Hastalıkları Bölüm Koordinatörü Prof. Dr. Yavuz Baykal’a göre bitkisel ürünlerde zayıflama ilaçlarından aktarlarda satılan karışımlara, zayıflama çaylarına kadar çok geniş bir pazar söz konusu. Birçok bitkisel kaynaklı ürün yıllardır kullanılmakta ve yararlı olduğu bilinmekte. Bununla beraber bazı bitkisel ürünler kullanıcılar üzerinde ciddi yan etkilere neden olabilmekte. Dikkat edilmelidir ki, bitkisel ürünler ilaçlardan daha güvenli değiller. Hepsi olmamakla beraber bitkisel ürünlerin çoğu zararlı etkiler de göstermektedirler.

Ticaretini yapanlar ise kullanıcılara bu bitkisel ürünlerin çoğunun natürel olduğunu söylemektedirler. İlaçlardan farklı olarak bitkisel ürünler kullanılmadan önce test edilmezler ve dolayısıyla güvenli oldukları söylenemez. Bu ürünlerden bazıları toksik maddeler ve polen içerir ki; bu durum bazı kişilerde hastalıklara neden olabilmektedir. Bazılarının içerisinde üzerindeki etikette belirtilmeyen steroid ve östrojen gibi maddeler bulunabilmektedir. Bir kısmının içerisinde ise arsenik, civa, kurşun ve pestisid gibi zehirli maddeler bulunabilmektedir.

Kullanırken nelere dikkat edilmeli?

Bir bitkisel ürünün üzerinde doğal olduğunu belirten bir etiketin bulunması onun güvenli olduğunu göstermez. Örneğin kava ve eşekkulağı bitkisi ciddi karaciğer hastalığına neden olabilmektedir.

Bitkisel ürünler bir ilaç gibi düşünülerek, doğru kullanılmadığında veya büyük miktarlarda alındığında ciddi sağlık problemlerine neden olabilmektedir.

Hamile kadınlar veya emziren anneler özellikle dikkatli olmalıdırlar. Çünkü bu ürünler ilaç gibi etki gösterebilirler.

Bazı bitkisel ürünler ilaç gibi etki gösterdiğinden, kullanılan ilaçlarla etkileşerek, zararlı olabilmektedirler.

Birçok bitkisel kaynaklı ürünün içerisindeki aktif madde bilinmemektedir. Bu ürünlerin içerisinde onlarca, yüzlerce madde veya bileşik bulunmaktadır. Bilim adamları faydalı olduğu ileri sürülen ürünler içerisindeki bileşenleri tespit etmeye çalışmaktadırlar.

Yapılan araştırmalar sonucu bitkisel ürünlerin etiketleri üzerinde belirtilen bileşiklerin haricinde daha birçok madde tespit edilmiştir. l Bazı bitkisel ürünlerin içerisinde metaller, etiketsiz ürünler, mikroorganizmalar ve diğer maddeler bulunmaktadır.

Zayıflayayım derken hasta olmayın

Tedavi veya destek amacıyla kullanılmakta olan yüzlerce bitkisel ürün mevcut. Bunlar içerisinde en çok bilinenler; sinameki, bitkisel çaylar, papatya türleri, yosun hapları, kondriotin sülfat, ekinezya, efedra, garlik, ginkgo biloba, ginseng, kava, glukozamin, melatonin ve fitoöstrojenlerdir. Sık kullanılan ilaçlardan biri olan sinameki, vücuttaki suyun atılmasını hızlandırıcı etkiler içermektedir.

Kullanılan diüretik çaylar (zayıflama ve form çayları) bağırsaklarda bulunan “mikrovillus” adı verilen tüycüklerin kısalmasına ve düzleşmesine, dolayısıyla kabızlığa yol açmaktadır. Sinameki kullanıldığı durumlarda besin öğelerinin emilimlerinde sıkıntılar yaşanabilir. Mesela potasyum emilimi azalınca kalp kaslarına olumsuz yönde etki eder. Sonuç, kalp hastalığına kadar gidebilir.

Bu bitkileri bu ilaçlarla kullanmayın

Ekinezya: Aspirin ve kortizon tipi ilaçlarla,

Efedra: Burun açıcı (dekonjestan) ilaçlar, kafein, tansiyon ve kalp ilaçları ile,

Garlik: Aspirin ve romatizma ilaçları ile,

Ginkgo biloba: Aspirin, romatizma ilaçları, kan sulandırıcı ve idrar söktürücülerle,

Ginseng: Aspirin-romatizma ilaçları, kalp ilaçları, şeker hapları, idrar söktürücülerle,

Glukozamin: İdrar söktürücü ve insülinlerle,

Kava: Parkinson ilaçları ve kan sulandırıcılarla,

Melatonin: Romatizmal ilaçlar, kortizon ve beta blokerler ile,

Kondriotin sülfat: Aspirin ile birlikte kullanılmamalıdır.

Yan etkileri göz önünde bulundurun

Ekinezya kullananlarda; mide rahatsızlığı, ishal, kabızlık, alerji,

Garlik kullananlarda; bulantı, ishal, kanama, alerji

Ginseng kullananlarda; baş ağrısı, uyku problemi, ürtiker, vajinal kanama, göğüslerde hassasiyet, tansiyon problemi

Ginkgo biloba kullananlarda; mide rahatsızlığı, ishal, baş ağrısı, kanama, epilepsi, kramplar

Glukozamin kullananlarda; mide rahatsızlığı, şişkinlik, gaz, ishal

Kava kullananlarda uyuklama, kaşıntı, karaciğer rahatsızlığı l Melatonin alanlarda; Uyuklama, baş ağrısı, depresyon, mide rahatsızlığı

Fitoöstrojen alanlarda; meme ve rahim rahatsızlıkları, tiroid problemleri l Sarımsak ve zencefil gibi bitkiler kandaki pıhtılaşmayı azaltır. Bu nedenle cerrahi müdahalede bulunulacak kişiler ile aspirin ve ağrı kesici kullananların bu bitkisel ilaçları almaması gerekir.

Gerçekte yosun değil sentetik maddeler zayıflatıyor

Bu tip hapların içersinde “sibutramin” adlı iştah azaltıcı bir madde yer almaktadır. Gerçekte insanlar yosunla değil sentetik bir madde ile zayıflıyorlar ve madde kontrolsüz kullanıldığı için birçok kişinin ölümüne yol açmıştır. Doğadan toplanan mantarlar ile zehirlenen insanlara yönelik haberler basında bol miktarda mevcuttur. Doğadan toplanan ve demlenerek içilen papatyalar da kimi zaman ciddi zehirlenmelere yol açabilmektedir.

Çok çeşitli papatya türlerinden bazıları böcek öldürücü, bir başkası migren, diğeri ise soğuk algınlığı tedavisi amacıyla kullanılmaktadır.

Yaşlı ve hastalarda risk daha büyük

Kullanılmakta olan bu bitkisel ürünler bazı hastalık durumlarında güvenli değillerdir. Bu ürünler özellikle yaşlı kişilerde tehlikeli olabilmektedir. Dolayısıyla bitkisel kaynaklı ürünleri aşağıdaki sağlık problemi olanlar kullanırken çok dikkatli olmalıdırlar.

– Kanama problemi olanlar,
– Kanserli hastalar,
– Şeker hastalığı olanlar,
– Prostat rahatsızlığı olanlar,
– Sarası (epilepsi) olanlar,
– Göz tansiyonu (glokom) olanlar,
– Kalp hastalığı olanlar,
– Hipertansiyonu olanlar,
– Psikiyatrik hastalığı olanlar,
– Parkinson hastalığı olanlar,
– Karaciğer hastalığı olanlar,
– Felçli hastalar,
– Tiroid hastalığı olanlar
– Bağışıklık sistemi yetmezliği olanlar,

Bitkisel ürünleri kullanan ve cerrahi müdahale geçirecek olan kişiler bu durumu mutlaka doktoruna belirtmelidirler.

Çünkü bitkisel ürünler kanama ve anestezide bazı sorunlara yol açabilmektedir. Bu gibi durumlarda bitkisel ürünün iki hafta önceden kesilmesi gerekmektedir.

Bitkisel ürünler özellikle böbrek ve diyaliz hastalarında; kan basıncı, kan şekeri ve pıhtılaşma üzerine tahmin edilemeyen etkiler ve elektrolit dengesizlikleri nedeniyle zararlı olabilmektedir.

Şifalı bitkileri bilinçli kullanın


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

3min940

Sonbahar meyvesi olan alıç, hem kalp damar hastalıklarına iyi geliyor hem de belleği güçlendiriyor. Kalp ritim bozuklukları, sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları, kalp krizi sonrası yüksek kan…

Sonbahar meyvesi olan alıç, hem kalp damar hastalıklarına iyi geliyor hem de belleği güçlendiriyor. Kalp ritim bozuklukları, sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları, kalp krizi sonrası yüksek kan basıncı ve damar sertliğine iyi gelen alıç, düzenli tüketildiğinde beyin açısından da faydalı oluyor.

Dolaşımı sağlayan damarları genişleterek, daha fazla kan ve oksijenle beslenen kalp damarlarının güçlenmesini sağlıyor.

Genellikle bol güneş gören dağlık bölgelerde yetişen Alıç, bazı Avrupa ülkelerinde tıp doktorlarının reçetelerinde yer alıyor.

Ülke genelinde akdiken, yemişen, geviş, edran, geyik dikenleri olarak da bilinen alıç, özellikle bol güneş gören dağlık bölgelerde, derelere bakan yamaçlarda ve çalılıklar arasında yetişiyor. Haziran ayında çiçek açan alıç, eylül-ekim döneminde meyveleri olgunlaşıp kızardıklarında yaprakları ile birlikte toplanıyor.

Alıç’ın yararları

Uzmanlar, alıcın çeşitli kalp ve kan dolaşımı hastalıklarında kullanılabilecek ender bitkilerden olduğuna dikkat çekiyor. Kalp ritim bozuklukları, sinirsel kalp çarpıntıları, kalp yetmezliği, ağır enfeksiyon hastalıkları, kalp krizi sonrası yüksek kan basıncı ve damar sertliğine iyi gelen alıç, düzenli tüketildiğinde beyin açısından da faydalı oluyor.

Dolaşımı sağlayan damarları genişleterek, daha fazla kan ve oksijenle beslenen kalp damarlarının güçlenmesini sağlayan alıç, yüksek kan basıncını dengelerken, beyni de olumlu etkiliyor ve belleği güçlendiriyor.

Bazı Avrupa ülkelerinde tıp doktorları tarafından reçeteler yazılan alıcın sadece Almanya’daki yıllık satış hacmi 30 milyon euroyu geçiyor.

Kalp ve bellek sağlığı için alıç


adminMart 3, 2018

7min910

Prof. Dr. Ziya Mocan az ve sık yemek gerektiğini savunuyor. Böylece, aç kalıp çok yemenin önünün kesileceğini söylüyor. Kendisi de gün içinde bol bol atıştırıyor ama kilo almıyor. Mocan sırrının;…

Prof. Dr. Ziya Mocan az ve sık yemek gerektiğini savunuyor. Böylece, aç kalıp çok yemenin önünün kesileceğini söylüyor. Kendisi de gün içinde bol bol atıştırıyor ama kilo almıyor. Mocan sırrının; büyük-küçük herkese içmelerini tavsiye ettiği elma çayı olduğunu dile getirdi ve sizler için tarifini verdi

Dr. Ziya Mocan, Endrokronoloji ve Metabolizma profesörü… Kendisi, Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin klinik şefi… Türkiyenin en şişmanlarının, 300-400 kiloluk insanların yolu onun kliniğinden geçiyor. Bugüne kadar 100 hatta 200 kilo verdirdiği pek çok hastasını gördüm. 150 kilo vermesi için diyete soktuğu hastalara tanık oldum. Evden çıkamaz durumdayken genç kızlığındaki kilosuna kavuşturduğu pek çok hastasıyla tanıştım…

HİÇ DİYET YAPMAMIŞ
Binlerce kişiye diyet reçesi hazırlayan Mocan, bugüne kadar hiç diyet yapmamış. İlginç çünkü kendisi, Türkiyenin en iştahlı doktorlarından biri… Bana iştahına karşın kilo almamasının sırrını, evinde ve işinde nasıl atıştırdığını anlattı. Acarkentteki evine konuk olduğumda anladım ki en büyük sırrı; kendi sebze bahçesini kurmuş olması. Domates, soğan, kara lahana, maydanoz, roka ve daha pek çok sebze yetiştiriyor bu bahçede. Bitki çaylarını, bahçesindeki bitkilerden hazırlıyor. İşte Dr. Mocandan kilo almadan atıştırmaya ilişkin tüyolar:

BU TARİFİ UYGULAYIN
* Herkese önerecek bir beslenme alışkanlığınız var mı?
Benim önerim; elma suyu alışkanlığı edinmenizdir. Ben elma suyumu masamın üzerinden hiç eksik etmiyorum. Elma suyu metabolizmayı hızlandırır ve idrar miktarını artırır. Kilo sorunu olan kişilerin ödemi atmasını sağlar. Bir-iki elmayı kesip haşlayın. İçine bir limon ya da portakal atın. Karanfil ve tarçın ekleyin. Çocuklara verecekseniz, bardağın içine bal koyup öyle verin. Elma suyunu hazırlarken içine koyacağınız limon ve portakalı sakın soymayın. Kabuklarıyla haşlayın. Bunların kabuklarında sitrik asit vardır. Bu, zayıflama ilaçlarının içinde de bulunur.

AÇIKHAVADA BESLENİN
* Çok atıştırır mısınız?
Saat başı bir şeyler yerim. Aç kalmak, sonradan çok yemek anlamına gelir. Atıştırmalar bazen içecek bir şey, bazen de birkaç parça kepekli ürün yemek şeklinde olabilir. Ben atıştırmaya ekinezya ile başlarım. Sonra ayran içer ya da bir kase yoğurt yerim. Her zaman dışarıda yani açıkhavada yemek yemeyi tercih ederim. Açıkhava her zaman iştah açar ancak şu da bilimsel bir gerçektir ki; açıkhavada ve yükseklerde yaşayan insanlarda obezite daha azdır. Amerikada bununla ilgili bir araştırma yapılmış. Arizonada genetik olarak ailesel şişmanlığı bulunan bir ailenin bir bölümü, Meksikada dağlık bir araziye yerleştirilmiş ve obezite azalmış. İklimlerin ve havanın insanın beslenmesinde çok önemli bir yeri bulunuyor. Dağda, ormanda hareket daha fazladır. Buralarda aldığınız kalorileri yakacağınızı söyleyenler haklıdır. Siz de vakit bulduğunuzda yemek için küçük yürüyüşler yapın, açık havada bir şeyler yiyin. Ben iştahlı biriyim. Yediklerimi doğru seçmesem, kesinlikle çok kilolu biri olurdum. Ama sebzeleri seviyorum, sağlıklı şeyler yiyorum ve kilo almamayı başarıyorum.

TATLI AÇ KARNINA YENİR
* Çikolata yer misiniz?
Çikolataya alkol muamelesi yaparım. İkisini de ancak çok canım çekerse ve aç karnına tüketmeye dikkat ederim. Aç karnına çikolata yerseniz ya da alkol alırsanız o zaman yakımı kolay olur. Yağ oluşumuna yol açmaz. Canınız çok çikolata çektiyse, bitter olanları tercih edin. Bir kadeh beyaz şarap istediyseniz için ama içine bir-iki tane buz atın. Böylece alkol oranını ve kalori etkisini azaltırsınız. Ben arada bir tatlı yerim. Her tatlıyı da severim. Tatlı yiyeceksem yemeğin üzerine yemem. İki saat geçmesini beklerim. Tatlıyı mutlaka aç karnına yemek lazım. Yatmadan önce yerseniz, kilo için yemek yemiş olursunuz. Yatmadan iki saat önce, yemeği keserim.

KEPEKLİ SİMİT YENEBİLİR
* Simit en zararlı atıştırma alışkanlıklarımızdan biri mi?
Simit, atıştırma deyince baş sırada yer alır. Ama bence o kadar haşarı bir yiyecek değil. Simit kolay ve masumdur. Hatta kepekli olursa diyet listesine bile konabilir. O gün yeterince doyurucu bir öğlen yemeği yemediysem, beş çayında kendime kepekli bir simit ısmarlarım. Çok hamursa, içini çıkartarak yemeye çalışırım. Kurabiye ve ekmek yemek istediğimde ise, kepekli undan yapılmış olanlarını tercih ederim.

Ev yapımı elma çayı zayıflama ilacı


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

1min880

Meyveler vücudun direncini, lif tüketimini artırır ve şeker ihtiyacını karşılar. Metabolizmayı hızlandırarak daha kolay kilo verilmesini sağlar. A, C ve E vitaminleri yaşlanmayı geciktirir. Genç yaşlanmak isteyenler, bu vitaminleri içeren…

Meyveler vücudun direncini, lif tüketimini artırır ve şeker ihtiyacını karşılar. Metabolizmayı hızlandırarak daha kolay kilo verilmesini sağlar. A, C ve E vitaminleri yaşlanmayı geciktirir.

Genç yaşlanmak isteyenler, bu vitaminleri içeren meyvelerden bol bol yiyebilir.

Kuru meyvelerin sabah aç karnına tüketilmesi de kronikleşmemiş kabızlıklar için faydalıdır.

Sabahları aç karnına 2-3 adet kuru kayısı yemek ve üzerine bir bardak ılık su içmek kabızlığı geçirmede etkilidir.

Kabızlığa karşı kuru meyve


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

6min880

Çörekotunun hangi hastalığa karşı nasıl kullanılacağı bilinirse daha kolay netice alınabiliyor. Uzmanlar, ölümden başka her derde deva olarak bilinen çörekotunun, alerjik astıma karşı da kalkan etkisi oluşturduğunu söylüyor. Radyoloji uzmanı…

Çörekotunun hangi hastalığa karşı nasıl kullanılacağı bilinirse daha kolay netice alınabiliyor. Uzmanlar, ölümden başka her derde deva olarak bilinen çörekotunun, alerjik astıma karşı da kalkan etkisi oluşturduğunu söylüyor.

Radyoloji uzmanı Dr. Mehmet Kılınç, bronşiyal astım kaynaklı alerjik rahatsızlığını taze öğütülmüş çörekotu tüketerek atlatmış. Astım hastası olan ağabeyi de bu yöntemle rahatlarken, 4 ve 8 yaşındaki çocukları da günlük daha az miktarda çörekotu kullanıyor

Hastalıklarına şifa arayanlar, alternatif olarak bitkilere yöneliyor. Bu bitkilerin en önde gelenlerinden biri de ‘kara şifa’ olarak bilinen çörekotu.

Çörekotunun bağışıklık sistemini güçlendirdiği, alerji, solunum sistemi, romatizma, cilt, sinir sistemi ve böbrek hastalıklarına iyi geldiği biliniyor. Alternatif tedavi yöntemlerine başvuranlardan biri de 28 yaşından sonra bronşiyal astım hastalığına yakalanan ve kendisi de bir doktor olan Mehmet Kılınç.

Konya Numune Hastanesi’nde radyoloji uzmanı olarak çalışan Kılınç, hastalığıyla birlikte tüm ilaçları kullandığını, hayatının hastalık merkezli hale geldiğini ve süreç içinde tüm ceplerinin mendillerle dolduğunu söyledi.

Kılınç, alerji döneminde yaşadığı sıkıntıyı, “Sürekli burun akıntısı vardı ve sürekli hastaydım.” şeklinde anlatıyor. Kılınç, ilaçların sadece şikâyetleri azalttığını, tedavi etmediğini, ilaçların etkisi geçince rahatsızlığın yeniden ortaya çıktığını belirtiyor.

Bu dönemde arayış içine giren ve bitkisel ilaçları da deneyen Kılınç, en son çörekotuna başvurmuş. Ama onda da nasıl kullanacağı konusunda tereddüt yaşamış. İlk önce çiğneyerek denemiş. Sonra kavurarak ve öğüterek kullanmış. Çörekotu yağını da düzenli almış. Bir tavsiye üzerine çörekotunu kendi öğütmüş ve bunu da o öğün hemen tüketmiş.

Günlük bir çay kaşığı çörekotunu öğüterek kullanmasından bu yana rahatladığını ve eski yaşadığı sıkıntılarının olmadığını söyleyen Dr. Mehmet Kılınç, “Artık eskisi gibi hasta olsam da yatağa düşmüyorum. Şimdi daha az hasta oluyorum. Bağışıklık sistemimin güçlendiğini hissediyorum.” diyor.

11 yıldır bronşiyal astımının iyi olduğunu, günlük bir çay kaşığı çörekotunu ihmal etmediğini ifade eden Kılınç, tecrübelerini yakınlarına da aktarmış. Astım hastası olan ağabeyi de bu sayede rahatlarken, 4 ve 8 yaşındaki çocuklarına da daha az dozda çörekotunu kullandırtmış.

Yaşadıklarını, “Çocuklarım da çok sık hasta oluyordu, şimdi daha az hasta oluyorlar.” şeklinde anlatıyor. Çevresinden edindiği izlenim ise hep olumlu. Bugüne kadar en az 100 kişiye çörekotu öğütmesi için el değirmeni hediye ettiğini söyleyen Kılınç, özellikle internette dolaşan bilgi kirliliğinin insanların güvenlerini sarstığını ve bundan dolayı bitkilere inancın zayıfladığını belirtiyor.

Nasıl kullanılmalı?

Bir çay kaşığı kadar çörekotu un ya da kepek iriliğinde öğütülür. Öğütme işlemi için el değirmeni ya da tunç havan kullanılabilir.

Öğütüldükten sonra bekletmeden hap gibi ağız içine alınır ve üzerine bir miktar su ile çiğnemeden yutulur.

Öğütülmeden alınırsa büyük oranda hazmedilmeden atılır. Ağızda çiğnenirse yeterince öğütülemez ve bulantı yapabilir.

Öğütüldükten sonra bekletilirse açığa çıkan aromatik yağ asitleri uçup kaybolur.

Aç alınırsa sindirim sistemi rahatsızlığı olanlarda mide tahrişi ve bulantı yapabilir. Yemekten sonra alınması önerilir.

Kullanım sırasında bildirilen tek yan etki, özellikle sindirim sistemi rahatsızlığı olanlarda ekşime ve yanma şikâyetleridir. Bu şikâyetler için antiasit ilaçlar alınabilir.

Çörekotu alerjik astımdan da koruyor


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

9min820

Kirazın sadece meyve olarak değil; kökleri, kerestesi, kabukları, zamkı, yaprak ve çiçekleri, çekirdeği ve meyve sapları ile çok yönlü bir bitki olduğu belirtildi. Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü…

Kirazın sadece meyve olarak değil; kökleri, kerestesi, kabukları, zamkı, yaprak ve çiçekleri, çekirdeği ve meyve sapları ile çok yönlü bir bitki olduğu belirtildi.

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğunu söyledi.

Gülgiller ailesinden olup Latince ismi ‘Cerasus avium’ olan kirazın anavatanı Kuzey Anadolu ve Güney Kafkasya olarak biliniyor. Kirazın ismini Giresun kentinden aldığı ayrıca belirtiliyor. Kirazın dünyaya hangi topraklardan yayıldığı konusunda ise farklı görüşler bulunuyor.

Bazı araştırmacılar kirazın M.Ö 64 yılında Yunanistan’a, oradan da Avrupa’ya yayıldığını, bazıları M.Ö. 71 yılında Romalı komutan ‘Lucullus’ tarafından Roma’ya götürüldüğünü ve oradan da dünyaya dağıldığını bildiriyor.

Uzmanlar, kirazın sadece meyve olarak değil, kökleri, kerestesi, kabukları, zamkı, yaprakları ve çiçekleri, çekirdeği ve meyve sapları da kullanılabilen çok yönlü bir bitki olduğuna dikkat çekiyor.

En iyi pipoların kiraz ağacı kökünden, en kaliteli mobilya ve çeşitli araçların kiraz kerestesinden yapıldığı biliniyor. Kiraz zamkı ise şapka ve kumaş endüstrisinde ve tıbbi amaçla kullanılıyor.

Ağaç kabuğu, yaprakları, çiçekleri, meyve sapı ve çekirdekleri tedavi amaçlı kullanılıyor. Meyveleri taze veya kurutulmuş olarak tüketilebilen kiraz, ayrıca reçel, yemek, konserve ya da dondurulmuş gıda olarak değerlendirilebiliyor.

Kiraz böbrek dostu

İdrar söktürücü özelliğiyle böbreklerin dostu olan kiraz vücudu zehirli maddelerden temizliyor. Kiraz ürik asit ve ürat tuzlarının vücuttan atılmasını sağladığı için romatizma ve gut hastalıklarıyla eklem kireçlenmesi ve damar sertliğinin tedavisinde de kullanılıyor.

Ayrıca yapısında bulunan kinik asit ile böbreklerin taş ve kum yapmasını önlediği ve varsa zamanla döktüğü, ayrıca safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olduğu biliniyor. Vücuttaki fazla suyun atılmasıyla, dolaylı olarak zayıflamaya yardımcı oluyor.

Kirazın ayrıca peklik giderici özelliği bulunuyor. Özellikle bayat yemeklerle pastırma, sucuk gibi gıdaların zararlarını önleyen kiraz, aynı zamanda kandaki zararlı maddelerin vücuttan atılmasını ve kanın temizlenmesini, yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlıyor. Kiraz suyunun yüz ve boyun kısımlarına sürülmesinin deride kırışıklıkları önlediği ve giderdiği belirtiliyor.

Karaciğerin dostu olan kiraz, hastalıklar, fazla ilaç tüketimi ve zehirlenmeler sonucu zorlanan karaciğerin yükünü hafifleterek iyileşmesine yardım ediyor. Karaciğer zamanla normale dönüyor ve safra salgısı artıyor. Böylece sindirim gücünü artırıyor.

Kirazda bulunan ‘levüloz’ adlı şeker kolay sindirilebildiği için şeker hastaları hiçbir tehlike oluşmadan kiraz yiyebiliyor. Ayrıca içerdiği madensel madde ve vitaminler nedeniyle hastalıklara karşı dayanıklılığı artırıyor. Yapısındaki bol fosforuyla sinirleri kuvvetlendirerek sakinlik sağlıyor. A vitamini kaynağı karoten içeren kiraz, aynı zamanda gözlerin dostu.

Kirazın meyvesi kadar ağacı da şifa kaynağı

Ağaç kabukları yüksek ateşe ve pekliğe iyi geliyor, yaprakları müshil olarak, çiçekleriyse göğsü yumuşatıcı olarak kullanılıyor. Kirazı bağırsakları zayıf ve yüksek tansiyon sorunu olanların dikkatli tüketmeleri gerekiyor. Sapları, idrar söktürücü olduğu gibi bronşite karşı kullanılıyor.

Gölgede iyice kurutulan sapla hazırlanan şurup veya demlemelerle iyileşme sağlanabiliyor. Saplar gerekirse kıyılarak bir gün süreyle su içinde ıslanmaya ve yumuşamaya bırakılıyor. Bir litre su içine bir küçük avuç sap konularak hazırlanacak demlemeden günde 3-4 fincan içiliyor. Bu demleme günde iki kez el ve ayak banyosu şeklinde de kullanılabiliyor. Ya da hazırlanan kiraz sapı demlemesi taze veya kurutulmuş kiraz üzerine boşaltılarak yarım saat bekletildikten sonra süzülerek aynı dozda içilebiliyor.

Sapları ayrık ve mısır püskülü ile kaynatılarak demlendiğinde ayak ve karın şişliği; arpa ile kaynatılarak elde edilen demlemeyse idrar söktürücü olarak kullanılıyor. Dövülmüş çekirdeğinin kaynatılmış suyu idrar zoru sorununa yardımcı oluyor. Ayrıca çekirdekleri ısıtıldıktan sonra bir beze sarılarak karın bölgesinde ağrıların giderilmesi için kullanılıyor.

Kiraz aspirinden daha faydalı

Ordu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Turan Karadeniz, kirazın stresi yok ettiğini, menopoz döneminde faydalı olduğunu söyledi.

Kirazın ayrıca damar sertliği ve mafsal kireçlenmesine da faydalı olduğuna dikkat çeken Karadeniz, şöyle konuştu:

“Menopoz döneminde faydalı olmaktadır. Kiraz meyvesi ağrıların dindirilmesinde aspirinden daha fazla etkili oluyor. Araştırıcılar bu etkiyi kirazda bulunan ‘antosiyanin’ isimli kimyasalın yaptığını bildirmektedir. Kirazda 12-25 miligram arasında antosiyanin bulunmakta ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin aspirinden on kat daha fazla olduğu bildirilmektedir.

Araştırmacılara göre, günde 20 kiraz yemek bir aspirin almakla eşdeğer görülüyor. Ayrıca kirazda bulunan antosiyanin maddesi E ve C vitaminlerine benzer antioksidan etki yapmaktadır.”

Kiraz alırken dikkat edilecek hususlar

Uzmanlar, kiraz alırken temiz, parlak ve hasarsız olmasına dikkat edilmesini istiyor. Uzmanlar, kiraz konusunda şu tavsiyelerde bulunuyor:

“Rengi koyu olanlar her zaman daha tatlıdır. Saklarken kirazın saplarını çıkarmazsanız ömrü daha uzun olur. Yıkamadan plastik bir kaba koyup buzdolabında saklayın ve daima yemeden önce yıkayın.

Buzdolabından çıkarıp oda sıcaklığında 1-2 saat bekletirseniz tadı daha lezzetli olacaktır. Taze kirazların 2-4 gün içinde tüketilmesi gerekir. Kirazı ayrıca derin dondurucuda saklayabilirsiniz. Bunun için kirazın çekirdeklerini çıkarmanız gerekir.”

Kiraz aspirinden daha faydalı


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

6min860

Doğal kozmetik ürünleri olarak tabir edilen bitkilerin mucizevî gücünü teninizde hissedebilirsiniz. Güzellik ve bakım ürünlerinin içeriğinde bulunan birbirinden değerli ve yararlı bitki türünün cildimiz için ne tür yararları olduğunu hep…

Doğal kozmetik ürünleri olarak tabir edilen bitkilerin mucizevî gücünü teninizde hissedebilirsiniz. Güzellik ve bakım ürünlerinin içeriğinde bulunan birbirinden değerli ve yararlı bitki türünün cildimiz için ne tür yararları olduğunu hep birlikte öğrenelim…

Bal badem
Protein, vitamin ve mineraller içerir. Cildi yoğun nemlendirir ve yumuşatır.

Biberiye
Derinden temizlik sağlar, antibakteriyel etkisi vardır.

Havuç
Tüm cilt tipi için uygundur. Özellikle yüz temizliği için idealdir. Beta-Carotene, A, B, C, D, E vitamini açısından zengindir.

Kayısı
Tüm cilt tipleri için uygundur. Özellikle yüz temizliği için idealdir. Akneleri temizler. A vitamini ve mineraller içerir.

Kil
Ölü derileri temizler. Cildi canlandırır, yumuşatır. Doğal lif uygulamasıyla tavsiye edilir.

Lavanta
Hassas veya yağlı ciltler için uygundur. Akne tedavisinde kullanılır.

Menekşe
Protein, mineral ve aminoasitler içerir. Antibakteriyel etkisi vardır. Hafif mikrop kırıcıdır. Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Papatya
Cildi yumuşatır, rahatlatır. Yüz temizliğin için ideal bir üründür. Akneleri temizler.

Süt
Zengin protein içerir. Cildi yumuşatır ve besler.

Yosun
Cilde masaj etkisi vardır, selülitli bölgelere doğal lif uygulamasıyla tavsiye edilir.

Zeytinyağı
Cildi yumuşatır, genç görünmesine yardımcı olur.

Avakado
Kuru cilt tipi için uygundur. A, B, D, E vitaminlerini içerir.

Ayçiçeği yağı
Nemlendirici ve besleyicidir.

Bal
Kuru ciltler için önerilir.

Bergamot
Yağlı ciltler için iyi gelir, Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Buğday
Yıpranmış cildi besler. E vitamini açısından zengindir. A, D vitaminleri, protein ve mineraller içerir.

Gül
Tüm cilt tipleri için uygundur. Yumuşatıcı ve rahatlatıcıdır.

Hindistancevizi
Cildi besler, daha güçlü ve dayanıklı bir cilde sahip olmanızı sağlar.

Hint yağı
Cildi besler, cildinizin daha güçlü ve dayanıklı olmasını sağlar.

Jojoba
Tüm cilt tipleri için uygundur. A vitamini açısından zengindir.

Keten yağı
Yüz bakımında parlatıcı olarak kullanılır.

Limon
Yağlı ciltler için uygundur. Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Mısır yağı
Yüksek miktarda E vitamini içerir.

Nane
Hassas ciltler dikkat etmelidir.

Papatya
Hassas ciltler için uygundur. Yumuşatıcı ve rahatlatıcıdır. Akne tedavisinde kullanılır.

Portakal
Kuru cildi besler, çok iyi bir cilt toniğidir. Kokusu ferahlatıcıdır.

Susam yağı
Cildi besler. E vitamini, protein, mineral ve amino asitler içerir.

Tarçın
Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.

Yasemin
Kuru ciltler için uygundur.

Zencefil
Hassas ciltler dikkatli kullanmalıdır.

Kuru ve karma ciltlere uygun yağlar: Ballı badem, süt, havuç, kayısı, papatya, zeytinyağı, yosun, kil.

Yağlı ciltlere uygun yağlar: Biberiye, menekşe, lavanta, nane, zeytinyağı, kayısı, kil, yosun.

Hassas ciltlere uygun yağlar: Kayısı, havuç, papatya, zeytinyağı.

Genel vücuda uygun yağlar: Zeytinyağı, kil, yosun, menekşe, biberiye, lavanta, nane, havuç, papatya, süt.

Bitkilerin cilde sağladığı yararlar


adminMart 3, 2018
zihin-yorgunluguna-karsi-karanfil-kuru.jpg

5min790

Doğada muhakkak her hastalığa ve rahatsızlığa iyi gelen bir veya birkaç tane bitki mevcuttur. Uzun yıllardır birçok hastalığa karşı tedavilerde kullanılan bitkilerden hangilerinin hangi hastalıklara iyi geldiğini merak ediyorsanız işte…

Doğada muhakkak her hastalığa ve rahatsızlığa iyi gelen bir veya birkaç tane bitki mevcuttur. Uzun yıllardır birçok hastalığa karşı tedavilerde kullanılan bitkilerden hangilerinin hangi hastalıklara iyi geldiğini merak ediyorsanız işte cevapları…

Tiroide midye

Omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali, tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir.

Felçliler için turunçgiller

C vitamini zengini turunçgiller, içerdikleri flavonoid adlı antioksidanlar sayesinde, atardamarların ve kalbin zarar görmesini önlüyor. Portakal, içerdiği folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde sağlıklı alyuvar hücrelerinin çoğalmasına neden oluyor.

Astıma soğan

Sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele ediyor. Kükürt bileşimleri atardamarların zarar görmesini önlüyor. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor.

Artirite enginar

Enginarın en büyük özelliği, toksinleri temizleme yeteneğidir. Bu nedenle, artirit ve romatizması olan hastalara özellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adlı madde, karaciğer ve safra kesesinin rahatsızlanmasını engelliyor.

Ülsere lahana

Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana, vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir. Çiğ olarak, salatalara katılması tavsiye edilir.

Strese meyan kökü

Anti virüs etkisi vardır. Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır.

Adet sancısına tarçın

Koli basilinin üremesini önler. Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde, hem nezlenin yol açtığı boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına oldukça iyi gelir.

Araç tutmasına zencefil

Sindirime yardımcı olur. Mide bulantısını giderir. Enerjiyi artırır. Seyahatin ve otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır.

Laktoz dayanıksızlığına badem

Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan içerir. Bu nedenle, laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için, badem ideal bir besin kaynağıdır.

Çölyak hastalığına kestane

Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için kestane, buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. Yağ oranları düşüktür.

Safra kesesi taşına C vitamini

Taze meyve, turunçgillerden herhangi bir meyve, kivi, biber, domates, patates, bol sebzeler gibi C vitamini içeren yiyecekleri artırın. Bunları yiyerek, safra kesesinde taş oluşmasına engel olabilirsiniz. 9 bin kadın üzerinde yapılan bir araştırmaya göre; kanlarında yüksek oranda C vitamini bulunan kadınların, kanlarında az oranda C vitamini olan kadınlara nazaran safra keselerinde taş olma riski yarıya iniyor. Bunun için bol sebze – meyve yemekte yarar var.

Gebelikte böğürtlen

E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur.

Doğanın her hastalığa çaresi var